Selahattin Hacıoğlu’nun titiz ve akıcı çevirisiyle Türkçeye kazandırılan Üsame İbn Münkız’ın İbn Münkız Haçlılara Karşı (orijinal adıyla Kitâbü'l-İ'tibâr) eseri, alışılagelmiş kuru ve sıkıcı tarih kitaplarından çok farklı, adeta zaman makinesine binip 12. yüzyılın çalkantılı Orta Doğu dünyasına atlamak gibi bir deneyim sunuyor. Bu eseri sadece bir tarih kitabı olarak görmek büyük bir haksızlık olur; çünkü karşımızda Artuklular, Zengiler ve Selahattin Eyyubi gibi İslam tarihinin kaderini belirleyen aktörlerin hüküm sürdüğü bir dönemde bizzat cephede kılıç sallamış, diplomasi yürütmüş ve saray entrikalarına şahit olmuş soylu bir Müslüman şövalyenin canlı hatıraları duruyor.
Nitekim benim hiç sevmediğim Amin Maalouf'un Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri kitabını yazarken en çok beslendiği ve referans aldığı ana kaynağın bu hatırat olması, eserin tarihsel ve edebi kıymetini tek başına kanıtlamaya yetiyor.
Kitabın en büyüleyici yönü, büyük kuşatmaları ve siyasi hamleleri makro bir tarihçi gözüyle değil, mikro düzeyde bir insan hikayesi olarak ele almasıdır. Üsame İbn Münkız; Kahire, Musul ve Şam üçgeninde geçen ömrü boyunca Doğu ve Batı medeniyetlerinin çarpışmasına en ön safta tanıklık etmiştir. Ancak kitap sadece havada uçuşan kılıçları veya stratejik hamleleri anlatmıyor; bizi o dönemin gündelik yaşamının, kültürel şoklarının ve hatta sosyolojik yapısının tam ortasına bırakıyor. Özellikle yazarın dönemin tıp dünyasına dair aktardığı gözlemler inanılmaz derecede dikkat çekici. Haçlı doktorlarının barbarca ve ilkel tedavi yöntemleri (örneğin bir akıl hastasının kafasını haç şeklinde yarıp içine tuz basarak öldürmeleri veya basit bir çıbanı olan bacağı baltayla keserek hastanın ölümüne yol açmaları) ile Doğu medeniyetinin bitkisel ve rasyonel tıbbı arasındaki uçurumu
Dostoyevski bizlere şu evrensel soruyu sorar: Büyük bir iyilik yapmak için küçük bir kötülük mubah mıdır? Raskolnikov’un acısıyla, sanrılarıyla ve nihayetinde Sibirya'da başladığı arınma süreciyle yüzleştiğimizde anlarız ki; insanı insan yapan şey güç veya kibir değil, vicdan ve sevgi kapasitesidir.
Suç ve Ceza bir başyapıt, insanın kendi içine ördüğü hapishaneden yine ancak kendi vicdanı, sevgisi ve itirafıyla özgürleşebileceğini kanıtlayan, zamansız bir ruh aynası.
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Mutena Yayınları · 2015194,3bin okunma
Mükemmel bir kitap.. ATAMIZIN DA DEDİĞİ GİBİ tüm ülkelerde ders niteliğinde okutulması gereken bir kitap.. bu bir hikaye roman öykü ya da senaryo değil.. Başarılı olmak isteyen bir ülkenin yöneticilerinin vatandaşlarının neyi nasıl yapması gerektiğini anlatan bence bir BAŞYAPIT.. tabiyki dünyanın herhangi bir ülkesinde hiç kimse bunları uygulamıyor.. Ancak zamanında nasıl uygulanmış ve etkisi görünmüş onu satır satır anlatan bir eser ..
Tam anlamıyla nefis bir kitap , tam bir başyapıt .Dan Brown ile ilk defa tanışıyorum .Sürükleyici heyecan dolu anlatımı övülmeye değer . Ve bu kalemin muptelası olabılırım bundan sonra .
Sırların SırrıDan Brown · Altın Kitaplar · 20254,000 okunma
Bir sonnn…
Ah canım “CARTON..”
“Onca kalabalığa rağmen bu nasıl bir yalnızlık…”
“Dayanamadığım bir şey varsa o da şu belirsizlik…”
“Ne çok insan ve ne büyük ıssızlık…”
Daha nice anlamlı sözleri içinde barındıran mükemmel bir eser… Kesinlikle herkese tavsiye ederim… Herkesin hayatında mutlaka okuması gereken bir başyapıt… Fedakarlık, Aşk, Dostluk,… herşeyi barındırıyor… Çekilen acılar öyle güzel dile getirilmiş ki… Ben bayıldım… Araya biraz zaman girmesine rağmen güzel akan, anlaşılır bir dil, üslup,… Biraz edebi yönü ağır olan bir kitap olsa bile buna değer…
"Ji bîrkirin îxanete. Xiyanetê em şikandin ne şer. Ma ne her tişt dawiyek heye? Çima dawiya êşê tune ye..."
Bu kitap; ölümün o buz gibi soğukluğuna karşı sıcacık, tertemiz bir tebessümle direnenlerin ve ne olursa olsun pes etmeyenlerin hikayesi. Kitabın satırları arasında gezinirken zihnimde hep şu acı gerçek yankılandı: "Ez dikarim hemû tiştan jibîr bikim, lê xiyaneta wan kesan na jibîr dibe ku hevalê me winda kirin."
Kitapta beni en derinden etkileyen karakter şüphesiz Xeyri oldu. Her şeye rağmen pes etmeyen, gerçekleri dünyaya haykırmak için adeta ölüme meydan okuyan bir irade... Kaç kez ölümün kıyısından döndü, kaç kez donmak üzereyken kendi kendini ayağa kalkmaya zorladı? Onun yaşadıklarını bir başkası yaşasaydı çoktan ölüme teslim olurdu.
Xeyri’nin o sert ve dirençli duruşunun arkasında, içindeki o kadar tatlı, o kadar saf bir çocuk saklı ki... İnsanın onu sarıp sarmalası, bağrına basası ve dünyanın tüm kötülüklerinden koruyası geliyor.
Xeyri’nin kendi kendisiyle olan içsel atışmaları, vicdani muhasebeleri ve her seferinde doğru karara ulaşma çabası, hepimizin ondan öğrenmesi gereken çok kıymetli dersler barındırıyor.
Kitap bize en çok da şunu fısıldıyor: Ne olursa olsun, insan kendi değerlerine ve kendinden olana ölse bile ihanet etmemeli.
Kitabı okurken heyecandan ve endişeden nefesimin kesildiği anlar oldu. Mereto köpeğinin yaşattığı hayal kırıklığından sonra, Xeyri; Bawer ve Murat ile karşılaştığında içimi büyük bir korku kapladı. "Acaba onlar da mı ihanet edecek?" endişesiyle sonraki sayfaları okumakta zorlandım. Kitabın derinliğini tam anlamıyla kavramak, sindire sindire okumak için kendimi ne kadar yavaşlatsam da bir baktım ki kitabın sonuna gelmişim. O kadar akıcı ve sürükleyici bir anlatımı var ki zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.
Xeyri; ne