ÖKSÜZ
Dizinin dibine oturttuğu oğlunu son kez uyarıp Kur'an-ı Kerim'e el bastıran ve bu büyük yeminle gönlü mutmain olan Öksüz Zeki, şimdi rahatlamış, tavşan kanı çayını kıtlama şeker ile yudum yudum içiyor, her yudumda çocukluğundan beri asla sevmediği, sevmeyeceği Çingen Mustafa'dan aldığı intikam ile mayışıyordu.
Neydi Zeki'yi tiksindiren, gözünün bebeği oğluna aceleyle abdest aldırıp kitaba el bastıran bu büyük hadise?
Neydi Mustafa'ya olan ebedi öfkesi?
Namus belası mıdır, kan davası mıdır?
Öksüz Zeki ellisinde. Erzurum göçmeni.
Çocukluğu, gençliği hep yokluk, yoksulluk ile geçmişti.
Babası,Tortum'un ücra bir köyünden yatağı yorganı, çulu çaputu toplayıp bu uzak kasabaya gelmiş.Köyünün dağları, ovaları onlara ekmek vermez olmuş. Pınarları su vermez olmuş. Güneşi ısıtmaz, yağmuru ıslatmaz olmuş. İnsanı gülmez, hayvanı sevilmez olmuş. Hicretin yolu onlara ekmek, su, güneş, rahmet, sevgi demekmiş. Aradığı ekmeğe,tatlı suya, sıcak güneşe, bol rahmete, sevgiye eren babası aşiyanında ahretliği ve küçük oğlu ile mutlu mesut yaşıyor; bu nimetleri bahşeden Rabb'ine şükürler ediyor, ediyor, ediyor idi.
Göz mü değmiş, nazara mı gelmiş, bedduaya mı tutulmuştu bilinmez, birkaç yıla kalmadı adamın karısının körpe ciğerine dert düştü, ince hastalıktan imamın kayığına biniverdi.
Karısı evin direği imiş. Her şey onunla güzel, onunla anlamlı imiş. Şimdi adam, taze somunu yiyemiyor, abıhayatı içemiyor, kemiklerini güneşte ısıtamıyor, rahmeti ile yeryüzünü şenlendiren yağmurunda ıslanamıyor idi.
En içten en güzel selamları almıyor, perişan oğluna bakmıyor, işe güce el atmıyordu.
Zeki,daha onunda var yok. Çocuğun bu hâline acıyan Murat Usta, tezgâhında boya sandığının allahını yapıyor, üstüne de mavi boya ile Öksüz Zeki yazıyor. Boyasını, cilasını, fırçasını, kadifesini bir