tüm varlıkların abartı olmasın insanların diyelim, duygularını mercek altına almak istiyorum, var olan, var ama varlığı bilinmeyen, isim verilmeyen, açığa çıkmayan duyguları deşmek istiyorum. kökenine inip didik didik etmek istiyorum, evet daha felsefice künhüne varmak.daha derin bir kelimeniz var mı! kelime satıcıları. kafamın içindeki büyücü teyzeler bir sussa daha iyi kafamı kullanacağım. peki hindileri damın dibine sürükleyen duygu nedir? apaçık ki intiharla flörtleşiyorlar. flört modaya uygun, modern, batılı. hiç yakışmadı bu kelime.. "öz yıkım"
her yer batak ve şiir
az çok hepimiz dinlemişizdir, eskilerin hikâyelerini, yaşamlarını yani. ama hikayeleşmiştir. güzelliklerini, çirkinliklerini, acılarını ama gerçek acılar, vicdansızlıklarını, günahlarını, iyilik ve kötülüklerini.. hayret ediyorsun hepsine de acayip şeyler olduğu için değil, sanırım tam bir kelimem yok bunu ifade için.. bazen de büyülü şeyler anlatırlar, gerçekten hikâye gibi. olağanüstü. bunların hepsi gizle karışık bir ürperti uyandırır. sanırsın yaşamın başlangıcını anlatıyorlar. bazen kulaklarını sıkı sıkıya kapatmak bazen de gözlerini dört açmak istersin. bir atın arkasına dünyayı koşmuşlar gibi, yoğun ve çarpık bir güzellik, çoğu da kavimler gibi... elektrik kesintisi bazılarına iyi gelmez.
her yer batak ve şiir
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yitik (benim şiirim)
Boş bir sayfayım Kalemim kırık Kalbim yorgun Ruhum eksik Ölmüş gibiyim Sesim silik Ağlayanım yok Gülmek uzak Uzak bir tuzak Tuzak bir batak Batak bir çukur Çukur derin Derinde hüzün Hüzün yitik Yitik bir son Sonum sessizlik
ÖKSÜZ Dizinin dibine oturttuğu oğlunu son kez uyarıp Kur'an-ı Kerim'e el bastıran ve bu büyük yeminle gönlü mutmain olan Öksüz Zeki, şimdi rahatlamış, tavşan kanı çayını kıtlama şeker ile yudum yudum içiyor, her yudumda çocukluğundan beri asla sevmediği, sevmeyeceği Çingen Mustafa'dan aldığı intikam ile mayışıyordu. Neydi Zeki'yi tiksindiren, gözünün bebeği oğluna aceleyle abdest aldırıp kitaba el bastıran bu büyük hadise? Neydi Mustafa'ya olan ebedi öfkesi? Namus belası mıdır, kan davası mıdır? Öksüz Zeki ellisinde. Erzurum göçmeni. Çocukluğu, gençliği hep yokluk, yoksulluk ile geçmişti. Babası,Tortum'un ücra bir köyünden yatağı yorganı, çulu çaputu toplayıp bu uzak kasabaya gelmiş.Köyünün dağları, ovaları onlara ekmek vermez olmuş. Pınarları su vermez olmuş. Güneşi ısıtmaz, yağmuru ıslatmaz olmuş. İnsanı gülmez, hayvanı sevilmez olmuş. Hicretin yolu onlara ekmek, su, güneş, rahmet, sevgi demekmiş. Aradığı ekmeğe,tatlı suya, sıcak güneşe, bol rahmete, sevgiye eren babası aşiyanında ahretliği ve küçük oğlu ile mutlu mesut yaşıyor; bu nimetleri bahşeden Rabb'ine şükürler ediyor, ediyor, ediyor idi. Göz mü değmiş, nazara mı gelmiş, bedduaya mı tutulmuştu bilinmez, birkaç yıla kalmadı adamın karısının körpe ciğerine dert düştü, ince hastalıktan imamın kayığına biniverdi. Karısı evin direği imiş. Her şey onunla güzel, onunla anlamlı imiş. Şimdi adam, taze somunu yiyemiyor, abıhayatı içemiyor, kemiklerini güneşte ısıtamıyor, rahmeti ile yeryüzünü şenlendiren yağmurunda ıslanamıyor idi. En içten en güzel selamları almıyor, perişan oğluna bakmıyor, işe güce el atmıyordu. Zeki,daha onunda var yok. Çocuğun bu hâline acıyan Murat Usta, tezgâhında boya sandığının allahını yapıyor, üstüne de mavi boya ile Öksüz Zeki yazıyor. Boyasını, cilasını, fırçasını, kadifesini bir
Edebiyat
"Sen varsan ışıktır ıssız sokak Bağ bahçedir dipsiz batak Sen yoksan virandır ev ocak Ateştir, dikendir kuştüyü yatak." Ferda Çalışkan
"Sen varsan ışıktır ıssız sokak Bağ bahçedir dipsiz batak Sen yoksan virandır ev ocak Ateştir, dikendir kuştüyü yatak." Ferda Çalışkan