Agustina Bazterrica, "Leziz Kadavralar" adlı distopik romanında, değişik tarzıyla dikkat çekiyor. Daha açmak gerekirse günümüzde devletler yasalar, savaşlar, ekonomik sıkıntılar vb gibi nedenlerle mecazi anlamda insan yemeye başladı. Onlara başta umutlar verip, sonrasında her şeylerinden yararlanarak insanları tükettiler. Devletin bunu yapamadığı durumlarda ise insanlar devreye girdi ve türlü kaoslarla birbirini yemeye başladı. Gerçekten de yaşadığımız dünyada bu "mecazi yamyamlık" bir hayli artmaya başladı. Kaosu gören ve zeki bir yazar olan Agustina Bazterrica ise, bu mecazi yamyamlığı kurgusunda ele aldı ve "Bakın, esas insan yemek nasıl oluyormuş şimdi." diyerek gerçek bir yamyamlık yarattı. Kana susamış, asla doyurulamayan bir yamyamlık! Kurduğu kaos ortamında gösterdiği bu gerçekliği, kan dondurucu gözlemlerle süsledi. Yani romanı okurken biraz mideniz bulanabilir, ben yaşadım çok net o bulantıyı.
Roman, sosyolojik açıdan incelendiğinde, adı gibi lezzetini çok üst notalara çıkarıyor. Yani çok değerli Zygmunt Bauman'ın akışkan toplum ve insanların her hareketini kontrol etmeye yönelik akışkan gözetim sosyolojilerine göre romanı okuduğunuzda; tam olarak distopyanın anlatmak istediğine ulaşıyorsunuz. Ve çok çok çok sevdiğim Michael Foucault tabii ki! Panaptikon yasası başta olmak üzere, iktidar ve adalet sosyolojisi ve iktidar ile özne yani toplum arasındaki bağ terminolojisi yazarımız Bazterrica'nın alt metinlerde tam da anlatmak istediği şeylerin farkına varmamızı sağlıyor. Bu distopyayı sosyolojik açılardan yorumlayamayan, cidden net bir eksiklik yaşar düşüncesindeyim. Bunların yanında yazar çok yalın bir üslup tercih ediyor. Durağan anlatımıyla net bir sürükleyiciliği yakalamayı başarıyor. Sayfaları, sonrasını ve ana karakterimizin büyüyen boşluğunu merak