Oda karanlığa bürünmüştür, ruhu boş ve kederlidir, çevresindeki bütün bir krallığı sönüp gitmiş, bir iz bırakmadan, sessiz sedasız silinmiş, bir düş misali gelip geçmiştir; oysa o gördüğü düşü bile hatırlamıyordur.
"Kendimi durdurmaya çalışıyorum ama beceremiyorum."
Doktor sakin bir ifadeyle gülümsemişti. "Tabii ki duramazsın. İnsan aklının hiçbir şey düşünmemesi fizyolojik olarak imkansızdır. Ruhun duyguya ihtiyacı vardır ve ister iyi ister kötü olsun, bu duygu için yakıt aramaya devam eder. Senin sorunun ona yanlış yakıtı vermen."
"Nasıl kolayca söyleyiveriyor bunu. Sevmek! Kelimelere herkes kendine göre bir anlam, bir değer veriyor galiba. Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?"
Alışmaktan korkuyordu. Böyle giderse bu masa sevgilerinin kutsal yeri olacaktı. Bir yerleri olması kötüydü. Sonra insan kendinin değil, o yerin isteğine uygun yaşamaya başlardı.