Liderin aşırı otoriterliğini meşru kılan kriz, alternatif bir
güç kaynağıdır. Bu kaynaktan en verimli biçimde yararlanmak adına, liderin, ülkesini, "sürdürülebilir kriz" düzeyinde sabitlemesi şarttır. Bunun için yapılması gerekense, küçük iç çatışmalar yaratmaktır. İç savaşla iç çatışma arasındaki ince çizgi, krizin sürdürülebilirlik sınırıdır. Asla bir iç savaş çıkarmadan, yüzlerce iç çatışma üretebilen lider, ülkesini o çok ince çizgi üzerinde yürütebildiği sürece olağanüstü bir güce kavuşur.
Sonuçta, hayaletler her şeyi biliyordu. Kimin etten bir duvar, kimin insan olduğunun farkındaydılar. Bu yüzden de bazılarının içinden geçip gidiyor, bazılarının da kulaklarına, bildikleri her şeyi fısıldıyorlardı.
Dışarıdaki hayatta da benzer bir teknikle milyarlarca insan yönetiliyordu. Onlara da sorular soruluyordu.
Seçimler yapmaları isteniyor ve doldurmaları için anketler ya da formlar uzatılıyordu. "Şu an nerede olmak isterdin?" deniyordu. Ya da "Geçmiş hayatında kimdin?" Ya da "Şehrin en güzel kadını kim?" Ya da "Diyet mi normal mi?" ya da "Etiniz nasıl pişsin?" diye soruluyordu. Ancak tabii o milyarlarca insan da, depodakiler gibi farkına varamıyordu. Oysa "Nasıl pişsin?" diye sorulan o et, kendileriydi! "Sizi nasıl pişirelim?" diye soruluyordu o insanlara. Ama bu gerçeği göremedikleri için de, seçme yetkisini elde etmiş olmanın gururuyla arkalarına yaslanıp, "iyi pişsin!" diyorlardı. Tabii bazıları da "Kanlı olsun!" diyordu. Ve dedikleri gibi de oluyordu. Kanlı.
O intikamı asla alamayacaktı, çünkü kimse ona, "Git de bizim için hapse gir ya da geber!" dememişti. Rastin'in atladığı nokta da buydu. Kahramanlara, görevlerini, halk değil, kendileri verirdi. Dolayısıyla kahramanların halktan hesap sorma hakkı yoktu. Kahramanlar, cesur ve aptal insanlar-dı. Halksa korkak ve kurnazdı. Anlaşmaları mümkün değildi.