Ama burada bitmiyordu. Çünkü bütün bunlar, daha geniş bir konuyla ilgiliydi: Insanın içindeki yönetme isteğiyle. Diğer insanlar üzerinde hüküm sürme ya da herhangi boyuttaki herhangi bir otoriteye dönüşme isteğiyle ilgili... Neden, bazı insanlarda bu istek gölgesinden bile hafifken, diğerlerinde bin damar çatlatacak kadar ağırdı? Nasıl oluyordu da, bazı insanlar geri kalan herkesi yönetmedikleri sürece kendilerini zavallı bir *r*spu çocuğu gibi hissediyorlardı? Otoriterlik bir virüs müydü? Ortaya çıkması için, toplumun bağışıklık sisteminin çökmesi mi gerekiyordu? Yöneticilik, bağımlılık yapar mıydı? Eğer öyleyse, bu uyuşturucunun torbacısı kimdi, gramı kaça gidiyordu ve aynı etkiyi yakalayabilmek için her defasında dozunu artırmak gart mıydı? Son olarak da, insan denen oyuncak, neden kendini bu denli önemsiyor ve önemsenmek için karaya vurmuş balık gibi çırpınıyordu? Muhtemelen, bütün bu soruların yanıtlarının zemininde, Harmin'in sözünü ettiği, ölüm korkusu ya-tıyordu. Yani hayatın sahte anlamı! Tabii eğer ortada bir ölüm korkusu varsa, elbet ölümsüzlük isteği de oluyordu.