Sesim çıkmaz. Çağırdım, ne dedimse gelmez. Oturmaz yamacıma. Bu hüzünleniş bilmem neye. Bilmem neye savruluş. Bunca insana ne var anlatacak yıldızları gizlenmiş koştururlarken. Oysa koşmaya, gerçekliği yaran o koşmaya canıyla kim açar bahsi... Ey dilim söz sende. Susarsın. Yazarım bunu! Sırası gelmemiş, vazgeçtiğim, yazılmayı bekleyen satırlar; Saymacalardan varmışlar yokmuşlar Mışçasına edişler içine dileyişler Adıyla okunan adlarda Okunmaz adımdan başkası Gel gör ki Yalnızca bana bakan aynalara, küstüm çiçeği sardı Ufuktan bir göz Ufaktan bir buluta dokunsa Gel gör ki Hayal mayal hatırlarım şimdiyi koluma taktım yol ayrımı! Yarına mı yârına mı Aymazlardan oğlu susturur Aylak tanesi, evladiyelik tanrısını Kurmaca bir saat gibi İşler tıkırında Guguk kuşunun Şiş boğazında
"Gökyüzüne bakan zarif adam."
Bu dünya soğuk, Rüzgâr genelde ters yöne eser. Limon ağaçları kurur. Bahaneler hep hazır. Güzel günler çabuk geçer. İçimiz hep bir hoşça kal ülkesi. Cahit Zarifoğlu
Şiir
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Heba etmem yaşımı can suyu olsun fidanıma
Hayatımın her yolculuğunda, yırttığım her sayfada bir ağaç dikmek istiyorum. Bir ormanda gür bir limon ağacının altından geçerken seni gördüm ve izini kaybettim. Bir rüyaydı bu, kısacık. Sadece yoğun bir limon kokusu kaldı, bir de minik bir acı. Parmaklarıma batan iğneler, sivrisinekler yüzünden. Senin için bir limon ağacı büyüteceğim. Uçsuz bucaksız topraklarım yok ki benim. Utanç verici derecede şehirliyim, bir balkona sığacak kadar yeşillerim. Ve sığmıyor budamadığım ormanım saksılara. İşte orada bir limon ağacı büyüteceğim. Beni rüyadan uyandıran o kokunun, izini süreceğim. Sararacak limonlarım, bir zamanlar senin doğduğun sabahlarım misali Ben toprağımdan uzak güneşten ve sudan mahrum yaşarken Sararacak limonlarım, sensiz geçen zamanla olgunlaşırken Boğazımda yakıcı bir ekşilik kalacak.
... Bütün yaşamım seninle geçiyor belleğimden Seninle var ve seninle sürüp gidecek artık Bir Akdeniz kentinde limon koklayan Ve hep ufkun ardına bakan o çocuk Acıyı buldu sonunda, kanayan bir gülden Çaldı yüzünü bir yaşamlık Geçer şimdi dumanlı bir kentin sokaklarından Şaire çıkar adı - az buçuk kaçık. ... ▫️Ahmet Erhan
Şiir
gülşiir*
Bütün yaşamım seninle geçiyor belleğimden Seninle var ve seninle sürüp gidecek artık Bir akdeniz kentinde limon koklayan Ve hep ufkun ardına bakan çocuk Acıyı buldu sonunda, kanayan bir gülden Çaldı yüzünü bir yaşamlık Geçer şimdi dumanlı bir kentin sokaklarından Şaire çıkar adı - az buçuk kaçık.
1000Kitap
TÜRK EDEBİYATINDA FRANSIZ EDEBİYATI ETKİSİ ÇALIŞMALARI ÜZERİNE BİR İNCELEME İrem ÇANDIR Medeniyetler insanların meydana getirdiği bir dünyadır. Ve bu dünyanın kendilerine ait kültür, değerler ve bir yaşam tarzı vardır, zaman zaman bu insanlar birbirleriyle edebiyat, tarih ve sosyoloji kavramları içerisinde faydalı bir alışveriş gerçekleştirirler, Türkler ise edebiyat alanında en çok Fransız toplum ve kültüründen faydalanmıştır, hatta Türk Edebiyatı’nın büyük bir bölümünü Fransız Edebiyatı’nın örnekleriyle oluşturulmuş eserler oluşturur, Fransız Kültür’ü gerek dil gerek yaşam tarzı kıyafet ve eğlence, alafranga yaşam şekilleri ile Türk Edebiyatı’na etki etmiş ve bu batı mefkuresi dahilinde eserler kaleme alınmış gerçek hayata nüksetmiş ve batılı bir yaşam tarzına örnek olacak karakterler Osmanlı toplumu ve yaşam şeklini değiştirmiştir. Bir nevi o dönemin edebiyatı bir sosyal medya konumundadır. İnsanlar roman, tiyatro ve gazetede yer alan edebi yazılardan etkilenmiş. Ve bunların Türk Edebiyatı’na yansıması şeklinde Türk Edebiyatı’nın gelişmesine neden olmuştur. Tanzimat’tan sonra garp zihniyetini temsil eden mütefekkirler arasında Fransız inkılabından ve inkılabı hazırlayan mütefikkirlerden mülhem bir siyasi felsefe temayülü hakimdir. Şinasi, Ziya Paşa ve Namık Kemal’in makale ve eserlerinde bu eserlerden mülhem oldukları görülüyor. Fakat maalesef gazetecilik, vulgarisation seviyesini aşmıyan bu neşriyat arasında siyasi felsefeye dair ciddi tercüme ne de bir telif vardı. Bu devirde Ziya Paşa’nın tamamlanmamış Emile tercümesiyle, Rousseau’ya dair makalelerinde Ebüziyya Tevfik Mecmuasında ve Namık Kemal’in neşredilmemiş ve mühim bir kısmı kaybolmuş olan bazı tercümelerini ifade etmek gerekir. Rıza Nur “Namık Kemal” adlı eserinde şeraiti içtimai adıyla Contrat social’i