Söylediklerinden ne kadar da emin görünüyordu, değil mi? Halbuki, kesin doğruluğuna inandığı hiçbir şeyin kadın saçının bir tek teli kadar değeri yoktu. Yaşadığından bile emin değildi zira bir ölü
İkinci olarak, "Başkaları üstüne yargılar veremezsiniz," denir bize. Bu söz bir bakıma doğru, bir bakıma da yanlıştır. Doğrudur çünkü insan bağlanmasını ve tasarısını iyice bilerek isteyerek seçmişse artık ona, "Bunları bırak da daha iyilerini seç!" diyemeyiz.
Doğrudur, çünkü ilerlemeye (terakkiye) inanmıyoruz biz. İlerleme bir düzeltmedir (ıslâh) İnsan ise değişen bir durum önünde hep aynı insandır. Seçme ise bir durum içinde seçmedir hep. Sözgelimi, gecmişte Amerika iç şavaşında köleliği tutanlarla tutmayanlar arasındaki seçme ne ise şimdi MRP ile komünistler arasında yapılacak seçme aynı şeydir: Ahlak sorunu o günden bugüne kıl kadar değişmemiştir.
Çünkü o, "Ancak eylem içinde, iş içinde gerçeklik vardır," der. Hatta daha da ileri gider: "İnsan kendi tasarısından başka bir şey değildir; kendi yaptığı, gerçekleştirdiği ölçüde vardır; yani hayatından, edimlerinin (fiillerinin) toplamından ibarettir!" diye ekler.
"İnsan, var olduktan sonra kendini kavradığı gibidir, varlaşmaya doğru yaptığı bu atılımdan (hamleden) sonra olmak istediği gibidir. Kendini nasıl yaparsa öyledir yani. Varoluşçuluğun başilkesi de budur işte. Buna "öznellik" adını verenler de var. Onlar bizi öznellikle (subjectivisme) suçluyorlar."
"Varoluş, özden önce gelir. İyi, ama ne demektir bu? Şu demektir: İlkin insan vardır, yani insan önce dünyaya gelir, var olur, ondan sonra tanımlanıp belirlenir, özünü ortaya çıkarır."