Yedi kez aşağıladım ruhumu:
Birincisi, yükseklere ulaşmak için, onun itaat ettiğini gördüğümde.
İkincisi, sakatlar karşısında topallıyormuş gibi yaptığını fark ettiğimde.
Üçüncüsü, kolaylık ve güçlük arasında seçim yapıp kolaylığı seçtiğinde.
Dördüncüsü, bir hata yapıp başkalarının da hata yaptığı düşüncesiyle avunduğunda.
Beşincisi, sabrını kendi gücüne mal ederek zayıflıktan dolayı hiçbir şey yapmadığında.
Altıncısı, kendi maskelerinden birinin söz konusu olduğunu anlamadan bir yüzün çirkinliğini hor gördüğünde.
Ve nihayet yedincisi, bir ilahi okuyup bundan bir erdem sahibi olduğunu sandığında.
Kuştüyü yataklarda uyuyanların düşleri, toprağın üzerinde uyuyanların düşlerinden hiç de daha güzel olmadığına göre, yaşamın adaletine olan inancımı nasıl yitirebilirim?
Anlamıyorum doğrusu: Yolunca, yordamınca kuşatılmış bir halk üzerine bombalar yağdırmak, biçim bakımından kimseyi rahatsız etmiyor ve saygıdeğer bir şey sayılıyor bu!
Sizi kimlere benzetiyorum biliyor musunuz? Etleri dilim dilim doğranırken, cellatlarına gülümseyerek bakan insanlara!… Yeter ki, inanacakları bir şey, bir Tanrı bulmuş olsunlar, gıkları çıkmaz böylelerinin… Eh, siz de bulun Tanrı’nızı ve siz de yaşayın!