Rezonans Kanunu, kendisini kişisel gelişim ve spiritüel farkındalık kitabı olarak konumlandırsa da, içerik bakımından ciddi sorunlar barındırıyor. İlk bakışta ilgi çekici görünen “evrenle uyumlanma”, “düşüncelerin frekansı” veya “çekim yasasıyla benzerlik gösteren rezonans” gibi kavramlar, bilimsel zeminden yoksun, yüzeysel bir şekilde ele alınıyor.
Kitap, okuyucuya hayatını değiştirme iddiası sunsa da, bunu sistematik ve güvenilir bir yöntemle değil, daha çok tekrar edilen klişeler ve soyut metaforlarla yapıyor. Karmaşık konular basite indirgenirken, “her şey enerjidir, her şey titreşimdir” gibi bilimsel görünmeye çalışan ifadeler kullanılıyor. Ancak bu tür cümleler, herhangi bir deneysel veriye ya da akademik kaynağa dayandırılmadığı için bilimsel açıklama olmaktan ziyade slogandan ibaret kalıyor.
Bir diğer sorun ise dil ve anlatımda. Kitap, okuyucuyu ikna etmeye çalışırken sürekli aynı fikirleri farklı şekillerde tekrarlıyor. Bu tekrarlar bir süre sonra derinlik değil, yüzeysellik hissi yaratıyor. Üstelik kitap, kişisel sorumluluk kavramını aşırı basitleştirip neredeyse her şeyi bireyin zihinsel titreşimlerine bağladığı için, toplumsal, ekonomik veya psikolojik gerçeklikleri görmezden geliyor. Böylece okuyucuya “sen düşünce frekansını değiştir, hayatın sihirli bir şekilde düzelir” gibi gerçek hayatta uygulanması pek mümkün olmayan bir vaat sunulmuş oluyor.
Özetle, Rezonans Kanunu, kişisel gelişim kitapları arasında çokça rastlanan, bilimsel temeli zayıf ama spiritüel söylemlerle süslenmiş bir eser. Derinlikli bir felsefi tartışma veya sağlam bir metodoloji bekleyenler için hayal kırıklığı yaratması kuvvetle muhtemel. Kitap, motivasyonel bir metin olarak kısa süreli ilham verebilir; fakat uzun vadede okuyucuya somut ve kalıcı bir katkı sunduğunu söylemek zor.