8/10
·152 syf.··
2026 28. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 23:30
Roman, sağlık sorunu nedeniyle birkaç günlüğüne Marsilya'ya gitmek zorunda kalan bir çocuk ile yıllardır mesafeli olduğu babasının birlikte geçirdiği üç güne odaklanıyor. Tedavi süreci için 48 saat uyumaması gereken başkahramanın ve babasının 2 gece boyunca yaşadıkları olaylarla hikayemiz ilerliyor. Başlangıçta kırılgan bir ilişkileri olan baba ve oğulun adım adım dönüşmesi ve birbirlerini tanımaları oldukça başarılı bir şekilde yansıtılmış. Bu açıdan fazlasıyla beğendiğimi belirtmeliyim. Ayrıca bu dönüşümü öyle büyük, yıkıcı ve ya mutlu olaylarla değil tam tersine çok sıradan, kahramanları bir şehrin sokaklarında gezdirerek ve birkaç yeni kişiyle tanıştırarak yapıyor. Bu açıdan hareketli bir olay örgüsü bekleyenler için fazla sakin gelebilir. Özetle, aile bağları, büyüme, affetme ve iletişim üzerine düşündüren; kısa sürede okunan ama uzun süre zihinde kalacak bir roman. İnsanın hayatını değiştiren şeyler hep büyük olaylar olmaz, bazen sabahın üçünde edilen birkaç dürüst cümle her şeyi değiştirebilir.
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,041 okunma
"İnsan her şeye alışabilir."
7/10
·155 syf.··
2026 7. kitabı
"İnsan her şeye alışabilir." Kitabı bitirdikten sonra aklımda en çok kalan cümlelerden biri buydu. İlk bakışta umut verici gibi dursa da Frankl'ın anlattığı şartları düşündüğünüzde bu cümlenin ne kadar ağır bir anlam taşıdığını fark ediyorsunuz. İnsanın Anlam Arayışı benim ikinci okuyuşumdu. İlk okuduğumda daha çok yaşanan olaylara odaklanmıştım. Bu kez ise insanların o olaylar karşısında nasıl değiştiğini anlamaya çalıştım. Aynı satırlar önümdeydi ama onları okuyan kişi artık aynı değildi. Frankl, toplama kampında yaşananları anlatırken yalnızca açlığı, ölümü ya da zulmü yazmıyor. Asıl anlattığı şey, insanın bütün bunlara rağmen yaşamaya devam etme isteği. Bir süre sonra acının sıradanlaşması, ölümün günlük hayatın bir parçası hâline gelmesi ve insanların hayatta kalabilmek için duygularını bastırması beni en çok etkileyen bölümlerden biriydi. Okurken aklıma sık sık şu söz geldi: "Bir anda yaşanan ne kadar derinse, deneyim ve yaşantı birikimi de o kadar çoktur. Zamanın daha uzunmuşçasına yaşanması bu yüzdendir." Bence Frankl'ın yaşadıkları bu sözün en güçlü örneklerinden biri. Çünkü bazı insanlar uzun yıllar yaşar ama çok az şey hisseder; bazıları ise kısa bir zaman diliminde öyle deneyimler yaşar ki, sanki birkaç ömrü aynı anda yaşamış gibi olur. Frankl'ın yaşantısı da tam olarak böyleydi. Her kayıp, her bekleyiş, her umut kırıntısı onun düşüncelerini şekillendiren bir deneyime dönüşmüş. Kitabın bana hissettirdiği en önemli şey ise şu oldu: İnsan bazen elindekileri kaybedebilir ama kendine yüklediği anlamı kaybetmediği sürece yeniden ayağa kalkabilir. Frankl bunu teorik olarak anlatmıyor; yaşayarak anlatıyor. Bu yüzden söyledikleri daha inandırıcı geliyor. 167 sayfalık bu kitabı yine neredeyse bir solukta bitirdim. Sayfa sayısı az ama bıraktığı etki oldukça
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,3bin okunma
Reklam
9/10
·204 syf.··
2026 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:18
Merhaba arkadaşlar, bugün sizlere Filibeli Ahmet Hilmi'nin ( 1865-1915), A'mak-ı Hayal adlı romanı hakkında bilgi vermeye çalışacağım. Türk edebiyatının ilk felsefi ve gerçeküstü romanı kabul edilen bu eser, 1910 yılında yayımlanmıştır. Eser, doğu-batı felsefesi, yunan mitolojisi, islam tasavvufu, uzakdoğu inançlarının harmanlanarak yazıldığı bir eseridir. Eserin konusuna gelecek olursak; ​eser, iki ana bölümden oluşur. Romanın başkişisi Raci, iyi bir eğitim almış, ancak aldığı batılı-pozitivist eğitim ile geleneksel inançları arasında sıkışıp kalmış, büyük bir fikri ve ruhi bunalım yaşayan genç bir memurdur. Raci, içine düştüğü bu varoluşsal krizden kurtulmak için bir gün bir mezarlıkta Aynalı Baba adında bir dervişle karşılaşır. Aynalı Baba, kulübesinde yaşayan, her tarafı aynalarla kaplı, ney üfleyen, garip ama bilge bir adamdır. Aynalı Baba Raci'ye kahve ikram eder ve ney üfler. Raci, bu ezgiler eşliğinde her gün derin bir uykuya/vecd haline dalarak hayal aleminin derinliklerine fantastik ve sembolik yolculuklar yapar. Raci bu seyahatlerinde hedefine ulaşmak için Buda’yla Hiçlik Zirvesi’ne, Yunan tanrılarının bulunduğu Olimpos Dağı’na, Hürmüz ile Ehrimen’in savaş meydanına, Simurg’un sırtında Merih gezegenine, Kaf Dağı’na ve daha birçok yere gider. Raci hakikatin peşinde nice âlemde, boyut ve mekânda dolaşırken biz okurlara Ahmet Hilmi’nin Doğu ve Batı felsefesi, tasavvuf, mitoloji, dinler tarihi üzerine kurduğu bu gerçeküstü romanı izlemek düşüyor. Kitap muhteşem bir kurguyla yazılmış, muhtemelen batıda yazılan bir eser olsaydı kült eserler içinde yer alırdı. Bu kitabı okuyup iyice anlamak için biraz mitoloji, felsefe ve tasavvuf bilgisine sahip olmak şart. Bazen biz de Raci gibi çıkmaza girip hakikati sorguluyoruz ve bunu yaparken sadece akıl ve mantık ile
A'mâk-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202522,3bin okunma
Koyunlar her zaman eğitimsiz değildir!
Puan vermedi
Kitleler Psikolojisi, üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ güncelliğini koruyan bir kitap. Gustave Le Bon, insanların tek başlarınayken ve bir kalabalığın parçası olduklarındaki davranış farklarını inceliyor. Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, eğitimli ve kültürlü insanların bile kalabalık içinde sorgulama becerilerini kaybedebilmeleri oldu. Milletvekillerinin mecliste zaman zaman birbirlerine bağırmalarını, hakaret etmelerini ve hatta kavga etmelerini hep garip bulurdum. Bu kitap, en azından bu davranışların arkasındaki psikolojiyi anlamama yardımcı oldu. Ayrıca kitap, iyi niyetle başlayan bazı toplumsal hareketlerin neden zamanla kontrolden çıkabildiğini de düşündürdü. Çünkü kalabalıklar bazen bireylerin tek başlarına asla savunmayacağı davranışları normalleştirebiliyor. Elbette günümüzde eleştirilen bazı görüşleri var. Ancak buna rağmen kitap, insanın kalabalığın içinde neden farklı davrandığını anlamak açısından hâlâ değerli. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan soru şuydu: Gerçekten kendi düşüncemin peşinden mi gidiyorum, yoksa kalabalığın peşinden mi?
Kitleler PsikolojisiGustave Le Bon · Tutku Yayınevi · 20165,2bin okunma
7/10
·308 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:13
Bazen hayatımıza giren bir insan, yıllardır kapalı kalan kapıları sessizce aralayabilir. Susan McBride’ın Kızılderili ve Çingene romanı, bir kasırganın ardından başlayan ve geçmişin sırlarıyla örülen sıcak bir hikâye anlatıyor. Çiftlikte yaralı ve hafızasını kaybetmiş halde bulunan yabancı bir adamın gelişi, yalnızca ev halkının değil, yıllardır meyve vermeyen ceviz ağacının bile kaderini değiştiriyor. Zamanla ortaya çıkan sırlar, aile bağları, kırgınlıklar ve yarım kalmış duygular hikâyenin merkezine yerleşiyor. Bu kitapta en çok sevdiğim şey, mucizelerin büyük olaylarda değil, insanların birbirine dokunuşunda saklı olduğunu anlatmasıydı. Kimi zaman hüzünlü, kimi zaman umutlu ama her sayfasında insanın kalbine değen bir roman…
Kızılderili Ve ÇingeneSusan McBride · Eksik Parça Yayınları · 2013274 okunma
9/10
·124 syf.··
Beğendi
·
2018 1. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 03 Ocak 2018 00:00
Hayatın o sarsıcı, dönüştürücü belki bazen öğütücü yanını nazara veren bir hikâye ile karşı karşıyayız bu dünyada. Uğruna ölümü göze alacağımız değerlerin, düşüncelerin bir gençlik hevesi olduğuna bizi ikna edecek bir kurgunun içerisinde yaşıyoruz. Dava şuurunu iliklerimize kadar hissettiğimiz gençlik yıllarından bugüne dünyanın pörsüterek aşındırdığı o devasa değerler manzumesinin birer fantezi olduğuna iman etmeye icbar edildiğimiz bir “sanal gerçeklik” ile karşı karşıyayız. Pek az kimse çağın tüm cazibesiyle yolundan döndürmek üzere büyük mücadelelere giriştiği bu büyük savaşa direnebiliyor. İnsanların ekserisini caydıracak haklı(!) bir mazeret(!) bulunuyor. Her yeni nesil bu hikâyeyi yeni baştan yaşamaya mahkûm sanki. Birileri gelip birileri gidiyor. Neticede koca koca sözler edip sonra da o parlak sözlerin altında kalmış, o aydınlık düşüncülere yabancılaşmış insanlar boy gösterir olmuş her yanda. Zaaflara kapılmak, “hayatın gerçeklerinin görülmesi” olarak yutturulur olmuş.  Horatius’un dediği gibi 'quid rides, de te fabula narratur/ ne gülüyorsun anlattığım senin hikâyen.‘ İşte Mustafa Kutlu’nun 1983 yılında kaleme aldığı ‘Ya Tahammül Ya Sefer’ bizim hikâyemizi anlatıyor. Herkes kendine bir rol biçebilir bu hikâyeden. Makam uğruna kırk takla atıp, inançlarından, mukaddesatından, kimliğinden ödün verenlerimiz; kendini avukat Yunus Beyin yerine koyabilir. Gençliğinde medreseden bozma öğrenci yurdundaki hızlı mücahitlerden olan Yunus Bey bakan olur ve eşine başörtüsünü açtırtır. Kimimiz Yunus Beyin zaaflarını barındırıyoruz. Ve örtüyü çıkarmanın ağırlığı altında inleyip her akşam gözyaşı döken eşi Neslihan Hanımın rolünü eşinin yönlendirmeleriyle maneviyatından taviz verenlerimiz üstlenebilir. Kariyer ve kadın cazibesinin davayı terk ettirdiklerinin hayatı
Ya Tahammül Ya SeferMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 201315,7bin okunma
Reklam
Reklam