Beyaz adamın Amerika'ya yerleşmesi ve tarımın yaygınlaşması ile toprak sahipleri çalıştıracak kimseyi bulamadığından Afrika kabilelerinden insan kaçırıp Amerika halkına bu insanları satmak kimin fikriyse umarım hala yanıyordur cehennemin dibinde diyerek başlıyorum anlatmaya.
1800'lerin başında bir çiftlikte üç nesildir yaşayan , burada pamuk işçisi olarak kırbaç altında çalışan Cora "ha burada öleceğim ha kaçarken" diyerek Ceaser ile kaçmaya karar verir. Ve kitap yerin altındaki esrarengiz demiryolu aracılığı ile sürer gider. Konu çok bilindik evet. Ama altında yatanlar çok can sıkıcı. Öncelikle insan şunu sorguluyor; bir insan kendinden farklı bir insanı nasıl kendi ile denk göremez? Derisinin rengi farklı diye bir insanı nasıl satın alıp ona istediğini yapabilir? Zamanla kendi çocuklarına da bu insanların onların malı olduklarını işleyerek nesillerce bu insanlara zulmedilebilir? Kitabın en can sıkıcı yönü zamanla çoğu siyahinin buna alışması ve özgürlük için çaba sarf etmemesi. Mesela; bir eyalette özgür fakat ikinci sınıf muamele gören siyahilerin sağlık kuruluşları tarafından "hastasınız" diyerek kısırlaştırılmaları beni şok etti. Şehirlerde fazlaca üreyen bu insanların nüfusunun zamanla beyaz ırkın çok üzerinde olduğunu fark edenlerin başvurduğu bu yöntemi ben ilk kez duydum. Beyazların en büyük korkusunun ise bir gün dengelerin değişerek karşılaşacakları (yani ettiklerini bulacakları) günün gelmesi. Bu sebeple korku zulmü çoğaltarak köle avcılarını doğurmuş. Bunun yanı sıra kırsalda tarım için daha çok köleye ihtiyaç duyulan yerlerde üreyen köle makbul. Bir köle alıp da onun üçe dörde katlanması ve sahibin onları kâr olarak görmesi çok onur kırıcı ya! Bunun yanında bir de ırkçılık karşıtı insanlar da var. Evlerinde kaçmalarına yardım eden beyazlar ve
Yeraltı DemiryoluColson Whitehead · Siren Yayınları · 20171,253 okunma
"Yaşadığın yeri terk etmeye karar vermek verilebilecek en büyük kararlardan biri. Benim bugüne kadar verdiğim en büyük kararsa odama poster asmaktı. İlk posteri astıktan sonra duramazsın derlerdi ve öyle de oldu. Beşiktaş posterinden sonra Ferdi Tayfur posterine kadar duvarın her yerini posterlerle kapladım. Verebildiğim en büyük karar buydu." Burak Aksak'ın Mecnun'u, İsmail Abisi, Ev sahibini bile bastıran Yavuz hırsızı, Erdal Bakkalı, İskender'i; yani kitaptaki her karakter mi güzel olur kardeşim. Kötü karakterlerini bile sevdiğimiz bir öykü Leyla ile Mecnun. Dizisiyle bağ kurduğumuz, defalarca izlediğimiz hikayelerini bir de kitaptan okumak - ki ne okumak her konuşmayı o karakter gibi telaffuz etmek mi dersin, kendinle yetinmeyip çevrene aksetmek mi dersin. Hatta ilk bölümden itibaren yeniden diziyi izlemeye başlamak mı dersin hepsi mevcut şu an bende. Küsurat Yayınları buradan yürüsün bence.