..Şimdi divane ne anlasın divanın bu dilinden. Yoksulluğunu kabul edip bir hikaye mi bellesin aşkını. Takdire boyun eğip kılıcı mı köreltsin boynuyla. Güzelini bırakıp "Güzel'e" mi yönelsin.
Satranç oynayan şah mı, derviş mi belli değil. Dokunduğu an da piyonları vezire çevirdiğine bakılırsa şah. Şahla göz göze geldiğinde tepeden tırnağa ürperdiğine bakılırsa derviş. Kiminle mi oynuyor? O da pek belli değil. Karşısında bir Frenk delikanlısı var; ama bu Frenk delikanlısı kah bir Konyalı oluyor haset dumanlarını savuran kah bir Leyla savuran saçlarını...
"Kutup" denilince aklına kuzey ve güneyden başka bir yön, buzullardan başka bir zemin gelmeyenlere değil sözüm. Hem sizin kaç kızgınlığınız var?Onun tek kızgınlığı vardı. "Gerçekte kendi şahzınız için hiddetlendiğiniz halde, Allah için hiddet gösterisi yapmayın!" derdi birden fazla kızgınlığı olanlara, Abdülkadir-i Geylani..