Büşra

Büşra
@bbusradmr
Herkese içindeki iyilik kadar iyi bir hayat dilerim. Sabahattin Ali
Fen Bilimleri Öğretmeni
44 okur puanı
Ekim 2018 tarihinde katıldı
Zamanın Değiştiremediği, Kalbin Şifalandığı Bir Durak
Puan vermedi·168 syf.··
2026 14. kitabı
Japon yazar Toshikazu Kawaguchi, dünyaca ünlü Kahveniz Soğumadan Önce serisinin dördüncü halkası olan Elveda Demeden Önce ile okuyucuyu Tokyo’nun o meşhur, zamansız kafesinde ağırlamaya devam ediyor. Kitap, temelde insan psikolojisinin en ağır yüklerinden biri olan "keşke" duygusunu, büyülü bir gerçekçilik ve muazzam bir şefkatle masaya yatırıyor. Gerçekliği Değiştirmeyen Ama Ruhları Özgürleştiren Zaman Yolculuğu Kawaguchi’nin evreninde geçmişe yolculuk yapmanın kuralları katı ve acımasızdır: Ne yaparsanız yapın, bugünün gerçekliğini değiştiremezsiniz. Geçmişte kaybedilen biri geri gelmez, söylenen kötü sözler hafızalardan silinmez. İlk bakışta bu kural, zaman yolculuğunu anlamsız kılsa da yazarın asıl dehası burada parlıyor. Kitap bize şu felsefi soruyu soruyor: Ya geçmişi değiştirmek, aslında dış dünyayı değil, sadece kendi iç dünyamızı şifalandırmakla ilgiliyse? Kitapta yer alan dört farklı hikayenin kahramanları da bu soruyla yüzleşiyor. Yarım kalan vedalar, gurur yüzünden ertelenen itiraflar, "nasılsa vakit var" yanılgısıyla kaçırılan anlar... Karakterler o meşhur sandalyeye oturup geçmişe döndüklerinde, yaşanan olayları değiştiremeyeceklerini bilmenin getirdiği o buruk kabullenişle, sadece kalplerindekini dökmeyi seçiyorlar. Dört Hikaye, Tek Bir Hakikat: Kahve Soğumadan Önce Kawaguchi’nin alametifarikası, karakter odaklı ve adeta bir tiyatro sahnesi gibi tek bir mekanda geçen klostrofobik ama bir o kadar da sıcak anlatımı. Yazar, loş ve penceresiz bir kafenin içinde, insan ruhunun en aydınlık ve en karanlık köşelerini keşfe çıkıyor. Her hikayede zamanın kısıtlılığı (kahve soğumadan önce dönme zorunluluğu), yaşamın kendisinin de ne kadar kısa ve kırılgan olduğunu hatırlatan harika bir metafor. Karakterler kafeden kendi zamanlarına döndüklerinde, dış dünyadaki
Elveda Demeden ÖnceToshikazu Kawaguchi · Epsilon Yayınevi · 2025622 okunma
Reklam
Mekanik Bir Dünyada Ritmini Arayanlar: "Binlerce Mavi"
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
İlk bakışta fütüristik bir arka planda robotlar ve yarış atları üzerinden dönen bir anlatı gibi görünse de, özünde "hız", "verimlilik" ve "kusursuzluk" adı altında sömürülen yaralı ruhların derin bir psikolojik ve toplumsal analizidir. Yazar, modern dünyanın acımasız dişlileri arasında kenara fırlatılmış karakterleri bir araya getirerek, her birinin acısından ortak bir iyileşme manifestosu çıkarır. 1. Kırık Adımların Sembolizmi ve "Yürüyememe" Metaforu Kitabın en güçlü tematik katmanı, ana karakterlerin tamamının bir şekilde "yürüyememe", "koşamama" ya da "ritmini bulamama" çıkmazında birleşmesidir. Hikayede hareket kabiliyeti, sadece fiziksel bir eylemi değil; bireyin hayattaki özgürlüğünü ve kendi varoluşunu gerçekleştirme gücünü sembolize eder: • Eunhye: İmkan tanınsa çoktan yürüyebilecekken, kapitalist dünyanın en büyük ilüzyonu olan "para" engeline takılan ve tekerlekli sandalyesine mahkum edilen gencecik bir kızdır. Onun yürüyememesi, sistemin insan hayatına biçtiği maddi değerin trajik bir yansımasıdır. • Today : İnsan hırsları uğruna daha küçücük bir canken pistlerde hoyratça koşturulan, eklemleri mahvolduğunda ise ölüme terk edilen bir attır. Today, sistemin "işi bitince atılacak nesne" muamelesi yaptığı tüm canlıların dilsiz sembolüdür. • Bokyung : Pırıltılı oyunculuk sahnelerinden bodrum katındaki tencere başına inen bu kadın, aslında psikolojik olarak "yürüyememektedir". Geçmişin yakan yası, rüyalarına giren o yanık eldivenler ve ailesinin yükü altında ezilirken bir kez bile "Yoruldum" diyememesi, onun kendi hayatından ve hayallerinden vazgeçtiğini gösterir. • Koli : Etten kemikten duyguları olmayan bir makine olmasına rağmen, eski anıların gücüyle hayatı yeniden yeşertebileceğimizi keşfeder. Today’in yaşama arzusunu o küçücük mikro-titreşimlerle
Binlerce MaviCheon Seon-Ran · Yuzu Kitap · 2025688 okunma
Köklerin Gölgesinde Gerçeği Bulmak
4/10
·104 syf.··
2026 12. kitabı
Robert Musil’in Birleşmeler’i, ilk sayfadan itibaren okuru o meşhur betimleme labirentlerine hapsediyor. İlk başta "bomboş" ve "boğucu" gelen o aşırı derinlik, aslında karakterin zihnindeki o devasa kalabalığın bir yansıması. Kitabı bitirdiğimde fark ettim ki; bu eser sadece Veronica’nın değil, hepimizin o "kökler ve kanatlar" arasındaki içsel savaşının bir haritası. Kökler: Bir Hiçlikten Kaçış mı? Veronica’nın teyzesi ve Demeter ile olan koparılamaz bağı, benim kendi hayatımdaki aile köklerimle kurduğum bağın edebi bir yansıması gibiydi. "Aileye çıkardığında geriye ne kalır ki?" sorusu, kitabın sayfaları arasında yankılanırken şu gerçeği gördüm: İnsan, köklerini kestiğinde özgürleşeceğini sanırken aslında havada rotasız süzülen bir balona dönüşmekten korkuyor. Veronica’nın o karanlık aile evinden ve Demeter’in hayaletinden kopamaması, bir tutsaklık değil; aslında bir kimlik arayışı ve "bağsız kalma" korkusuna karşı bir savunma mekanizması. İtiraf etmeliyim ki ilk hikaye beni ne kadar çekmediyse ikincisi ile bağ kurdum. Her iki hikayede de bolca yer alan betimlemeler okumamda kopukluklara da neden oldu bu nedenle kitap ağır ilerledi.
BirleşmelerRobert Musil · Can Yayınları · 2023149 okunma
Geçmişin Külleri ve Bitmeyen Vicdan Azabı!
Puan vermedi·128 syf.··
2026 11. kitabı
Richard Brautigan’ın 1982 yılında kaleme aldığı bu roman, sadece bir kurgu değil; yazarın kendi hayatıyla, hatalarıyla ve kaçmaya çalıştığı geçmişiyle hesaplaştığı hüzünlü bir veda mektubudur. Kitap, daha ilk sayfalarında okuyucunun omuzlarına "ölümün sıradan ama kaçınılmaz ağırlığını" yükler. Sessizliğin Yükü ve Hamburger Detayı Kitabın en buruk yanlarından biri, bu devasa trajedinin sessizce yaşanmasıdır. Anlatıcının bu sırrı annesine dahi anlatamaması, çocuk kalbinde büyüyen o yangını daha da körükler. Karakterin, hamburgerlerle ilgili yaptığı o titiz araştırmalar aslında hayata tutunma çabasıdır; ancak annesinin durumdan habersizce sarf ettiği "Keşke o hamburgeri alsaydın" cümlesiyle, tüm o verileri yakıp kül etmesi, bir "vazgeçişin" en somut tasviridir. O an yanan sadece kağıtlar değil, karakterin geçmişi temize çekme umududur. Kurgu ve Gerçeğin Sarsıcı Kesişimi Bu incelemeyi en çarpıcı kılan nokta, yazarın kendi hayatıdır. Brautigan’ın çocukluğunda bizzat yaşadığı o tüfek kazası, romanın otobiyografik bir yüzleşme olduğunu kanıtlar. Kitabın isminde vaat edildiği gibi; rüzgar gerçekten her şeyi alıp götürmez. Bazı anılar, bazı hatalar ve bazı vedalar, insanın ruhuna asılı kalır. Brautigan’ın bu kitabı yazdıktan iki yıl sonra kendi hayatına benzer bir şekilde son vermesi, eseri sadece bir roman olmaktan çıkarıp bir adamın dilsiz çığlığı haline getirir. "Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek", okuyucuyu levazımatçının kızının elleri kadar soğuk ama bir o kadar gerçek bir dünyayla baş başa bırakır. Eğer hayat bir anlık bir tercihten ibaretse ve rüzgar geçmişi silemiyorsa, geriye kalan tek şey o hüzünlü melodiyi dinlemektir.
Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp GötürmeyecekRichard Brautigan · Epona Kitap · 2026166 okunma
Bir Sadakat Manifestosu:Csutora – Şahsiyetli Bir Köpeğin Hikayesi
Puan vermedi·184 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
Bazen bir hikayeye en saf duygularla, bir yılbaşı sabahının heyecanıyla başlarsınız; ancak son sayfaya geldiğinizde boğazınızda düğümlenen o yumruyla kalakalırsınız. Sandor Marai’nin Csutora’su, tam olarak böyle bir yolculuk. Maddiyattan Maneviyata Bir Hediye Hikaye, bir adamın kısıtlı imkanlarıyla eşine unutulmaz bir yılbaşı hediyesi verme çabasıyla başlıyor. "Cins bir köpek" aldığını sanarak eve getirdiği o küçük canlının, aslında büyüdükçe hiçbir kalıba sığmadığı, o meşhur "cins" standartlarının dışında kaldığı görülüyor. Ancak kitabın bize fısıldadığı ilk ders burada gizli: Şahsiyet, soyla değil, ruhla gelir. Csutora, bir süs eşyası değil, evin bir ferdi, bir "şahsiyet" olarak hayatımıza giriyor. Köpeğin Gözünden Dünya: Postalar ve Mesajlar Kitabın en büyüleyici ve zekice kısımları, Csutora’nın dünyayı algılayış biçimi. Dışarı çıktığında "yapılacak bir sürü işi olması", diğer köpeklerin bıraktığı kokuları birer "mektup" veya "posta" gibi görmesi, okuyucuyu bir köpeğin zihnine davet ediyor. Onun için sokak sadece bir yürüyüş alanı değil; incelenmesi gereken mesajlarla dolu koca bir sosyal ağ. Bu kısımlar öyle tatlı ve merak uyandırıcı ki, hikayenin nereye evrileceğini asla tahmin edemiyorsunuz. Beklenmedik Bir Kırılma ve O Son Damla Yaş Ne yazık ki her güzel başlangıç, pembe bir bulutun üzerinde bitmiyor. Kitap, o neşeli ve meraklı atmosferden yavaş yavaş uzaklaşarak sarsıcı bir sona doğru sürükleniyor. Çütaro’nun hikayesi öyle bir noktada, öyle bir dramla nihayete eriyor ki; insanın "Böyle bitmemeliydi!" diye haykırışı geliyor. Okurken gözyaşlarınıza hakim olamayacağınız, bitirdiğinizde ise uzun süre etkisinden çıkamayacağınız bir final bekliyor sizi. uyaralım; yanınızda mutlaka bir paket peçete bulundurun. Çünkü Csutora, kalbinizi önce sevgiyle doldurup sonra
CsutoraSándor Márai · Can Yayınları · 2025460 okunma
Reklam