Bdt kanamayı durdururken psikodinamik kanamanın kaynağıyla ilgilenir.
BDT...
Her hareketinin ve davranışının nedenini ince detayına kadar bilmek dehşet bir derinliktir🌬️🌊
1000Kitap
Reklam
Histriyonik Kişilik Bozukluğu (HKB)
Histriyonik Kişilik Bozukluğu (HKB), temelinde aşırı duygusallık ve dikkat çekme ihtiyacı yatan bir kişilik yapılanmasıdır. Bu bireyler, ilgi odağı olmadıkları durumlarda kendilerini rahatsız ve değersiz hissedebilirler. Genellikle genç erişkinlik döneminde başlayan bu durumun temel özellikleri ve belirtileri şunlardır: Temel Belirtiler İlgi Odağı Olma Arzusu: Sürekli olarak spot ışıklarının altında olmak isterler; eğer ilgi üzerlerinde değilse bunu sağlamak için dramatik davranışlar sergileyebilirler. Uygunsuz ve Baştan Çıkarıcı Davranışlar: Başkalarıyla etkileşim kurarken genellikle cinsel açıdan kışkırtıcı veya flörtöz bir tutum sergileyebilirler (bu durum sadece romantik ilişkilerle sınırlı kalmayabilir). Değişken ve Yüzeysel Duygular: Duyguları çok hızlı değişebilir ancak derinlikten yoksundur. Bir an çok neşeliyken aniden derin bir keder sergileyebilirler. Fiziksel Görünümü Kullanma: Dikkat çekmek için dış görünüşlerini (giysi, makyaj, aksesuar vb.) bir araç olarak kullanırlar. Dramatik Konuşma Tarzı: Konuşmaları aşırı etkileyici ve dramatik olabilir ancak somut ayrıntılardan yoksundur (Örneğin; birini "inanılmaz bir insan" olarak tanımlayıp nedenini açıklayamamak). Tiyatral Davranış: Duygularını abartılı bir şekilde ifade ederler; sanki bir sahnede rol yapıyor gibi görünebilirler. Telkine Yatkınlık: Başkalarından veya güncel olaylardan/modadan kolayca etkilenirler. İlişkileri Yanlış Değerlendirme: İlişkilerin gerçekte olduğundan çok daha samimi ve derin olduğunu düşünme eğilimindedirler. Nedenleri ve Yaygınlığı Kesin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, genetik yatkınlıklar ve çocukluk dönemindeki yetiştirilme tarzının (ebeveynlerin sadece belirli davranışlara ilgi göstermesi veya tutarsız disiplin gibi) etkili olduğu düşünülmektedir. Toplumda görülme oranı
Duygu ve Düşünce
Sahte Benlik ve Varış Yanılgısı
Dijital Çağda Sahte Benlik ve Varış Yanılgısı: Ergenlik Döneminde Kimlik İnşası, Ruh Sağlığı ve Öze Dönüş Üzerine Otoetnografik Bir Analiz 21. yüzyılın dijitalleşen dünyasında, bireyin kimlik inşası süreci, sosyal medya ve popüler kültür ikonlarının yoğun etkisi altında şekillenmektedir. Özellikle ergenlik dönemi, bireyin 'Ben kimim?' sorusuna yanıt aradığı ve dış görünüşün, sosyal statünün belirleyicisi olarak algılandığı kritik bir evredir.Bu süreçte bireyler, medya tarafından sunulan 'kusursuz' idol modellerini içselleştirmekte ve bu standartlara ulaşmayı bir varoluş amacı haline getirmektedir. Ancak literatürde 'Arrival Fallacy' (Varış Yanılgısı) olarak tanımlanan durum gereği; hedeflenen kiloya veya başarıya ulaşılsa dahi, bireyin beklediği 'tamlanmışlık' hissi gerçekleşmemekte, aksine psikolojik bir boşluk (değersizlik) oluşmaktadır.Bu çalışmanın amacı; dışsal motivasyon kaynaklı (sevilme arzusu, idol taklidi) performans çabasının, bireyin ruh sağlığı üzerindeki negatif etkilerini incelemektir. Bu bağlamda, Ergoterapi disiplininin temelini oluşturan 'Anlamlı Aktivite' ve 'İçsel Motivasyon' kavramları üzerinden, bireyin 'yapmak' (doing) yerine 'olmak' (being) odaklı bir iyileşme sürecine nasıl geçebileceği, otoetnografik bir bakış açısıyla tartışılacaktır. 1.BÖLÜM:KAVRAMSAL ÇERÇEVE 1.1Mutluluk Yanılgısı: 'Arrival Fallacy' ve Hedonik Uyum Bu bölümde, bireylerin hedeflere ulaşma sürecinde karşılaştığı yaygın bir paradoks olan; "Neden hedefe ulaşınca mutluluk kalıcı olmuyor?" sorusu ele alınacaktır. Bu soru; kilo verme, kariyerde yükselme veya akademik başarı gibi hedefler tamamlandığında, beklenen kalıcı tatmin hissinin neden kısa sürede kaybolduğunu sorgular. Bu fenomeni açıklamak amacıyla, Pozitif Psikoloji literatüründe Tal Ben-Shahar tarafından tanımlanan
Alıntı
Travma Sonrası Kaygı ile Baş Etme Yolları(4)
Zihnin Değil, Sinir Sisteminin İyileşmeye İhtiyacı Olduğu Nokta Travma sonrası kaygı, çoğu zaman “olup bitmiş” bir olayın, bedende ve sinir sisteminde devam etmesidir. Travmatik deneyim sona ermiş olsa bile, bireyin sinir sistemi hâlâ tehdit varmış gibi çalışır. Bu nedenle travma sonrası kaygıyla baş etme süreci, yalnızca düşünceleri değiştirmekten ibaret değildir; beden, zihin ve duygular arasında yeniden bir güven ilişkisi kurmayı gerektirir. 1. Kaygıyı Patolojik Değil, Anlamlı Bir Tepki Olarak Görmek Travma sonrası kaygı, zayıflık ya da yetersizlik belirtisi değildir. Bu durum, sinir sisteminin hayatta kalmak için geliştirdiği bir tepkidir. Bessel van der Kolk, travma sonrası semptomların “bozukluk” değil, bedende donmuş hayatta kalma tepkileri olduğunu vurgular. Bu perspektif, bireyin kendine yönelttiği suçlayıcı dili yumuşatır ve iyileşme için gerekli psikolojik alanı açar. 2. Sinir Sistemini Düzenlemeye Odaklanmak Travma sonrası kaygıda sorun, çoğu zaman düşüncelerden önce bedendedir. Otonom sinir sistemi sürekli alarm halindeyken, zihnin sakinleşmesi mümkün değildir. Bu nedenle nefes çalışmaları, bedensel farkındalık egzersizleri ve yavaşlatıcı ritüeller büyük önem taşır. Uzun ve kontrollü nefes verme, vagus sinirini uyararak bedenin “tehlike geçti” sinyalini almasına yardımcı olur. Bu çalışmalar, kaygıyı tamamen yok etmeyi değil; yoğunluğunu tolere edilebilir seviyeye indirmeyi hedefler. 3. Tetikleyicileri Tanımak ve Ayırt Etmeyi Öğrenmek Travma sonrası kaygı, çoğu zaman şimdiki zamanla geçmiş arasındaki sınırın bulanıklaşmasıyla tetiklenir. Koku, ses, yüz ifadesi ya da belirli bir durum, geçmişteki travmatik deneyimi bilinçdışı olarak harekete geçirebilir. Bu noktada amaç, tetikleyicilerden kaçınmak değil; onların neye ait olduğunu fark edebilmektir.
1000Kitap
Psikolojik Dayanıklılık
Günlük Yaşam için Psikolojik Dayanıklılık Programı Bu programın 4 temel direği vardır: 1. Bilişsel Direnç: Düşünce kalıplarını yeniden programlama. 2. Duygusal Düzenleme (Regülasyon): Sinir sistemini sakinleştirme. 3. Anlam ve Amaç: Değerlere dayalı bir pusula oluşturma. 4. Aşamalı Maruz Kalma: Konfor alanını kontrollü büyütme. A. GÜNLÜK RUTİN (Zihinsel Hijyen ve Pratik) Bu adımlar, her gün uygulandığında zihinsel "kaslarınızı" güçlendirecek temel egzersizlerdir. 1. Sabah (5-10 Dakika): Zihni Kurma ve Hizalama Güne tepkisel (reaktif) değil, bilinçli (proaktif) başlayın. • Taktiksel Nefes (2 dk): Uyanır uyanmaz, sinir sisteminizi dengeleyin. • Teknik: 4 saniye nefes al (burundan), 4 saniye tut, 4 saniye ver (ağızdan), 4 saniye boş bekle. (Bunu 5-10 kez tekrarlayın). • Bilimsel Karşılığı: Parasempatik sinir sistemini aktive eder, kortizol (stres hormonu) seviyesini düşürür. Amigdala'yı sakinleştirir. • Amaç Belirleme (3 dk): • "Bugünkü en önemli 1-3 şey nedir?" (Bu, dikkatinizi dağılmaktan korur). • "Bugün nasıl biri olmak istiyorum?" (Örn: "Sabırlı", "Odaklanmış", "Anlayışlı"). • Bilimsel Karşılığı: Viktor Frankl'ın "anlam" ilkesi. Güne bir amaç yüklemek, Prefrontal Korteks'inizi (PFC) günün zorlukları için hazırlar. 2. Gün İçinde (Anlık): Stresör Anında Müdahale (SIT'in Uygulama Aşaması) Stres (trafik, zor bir e-posta, tartışma) başladığı anda devreye girer. • DUR ve GÖZLE (1 Dakika): • Dur. • Uzaklaş (Zihnen bir adım geri at). • Rahatla (Bir kez taktiksel nefes al). • GÖZLE: "Şu an zihnimde hangi düşünce var?" ("Yetiştiremeyeceğim", "Bana aptal muamelesi yaptı"). "Bedenimde hangi his var?" (Mide bulantısı, çene sıkışması). • Bilimsel Karşılığı: Bu, amigdala'nın otomatik pilotundan (tepki) PFC'nin bilinçli kontrolüne (yanıt) geçiş anıdır. • Bilişsel Yeniden
Kişisel Gelişim
Reklam
Reklam