İkinci sapma, insanın aklını nasıl kullandığı ve varlıkla nasıl ilişki kurduğu meselesiyle ilgilidir. Araçsal rasyonalite, "niçin" sorusunun yerine "nasıl" sorusunu ikame etmiş ve eylemlerimizin ontolojik temeli hâline gelmiştir. "Neden" ve "niçin" sorularının tazammun ettiği gaye, hikmet, sebep, mana gibi temel kavramlar bir kenara bırakılmış; "nasıl" sorusunun cevapladığı fayda, iş görebilme, işlevsellik, verimliliği arttırma, geçerlilik gibi hedefler üzerinde odaklanılmıştır. Bir başka ifadeyle, eylemlerimize anlam veren ilkelerin yerini iş yapma süreçleri ve prosedürler almıştır. Araçsal akıl, insan-tabiat ilişkisinden bilim ve teknolojiye, kültür yaşamından estetik kavramına kadar hayatın her alanını kapsadığından, çağımızın siyaset, toplum, ekonomi, sanat kodlarını da belirlemekte ve her şeyi araçsal hâle getirmektedir. Bu araçsallaşmanın nihai kertede neye hizmet ettiği sorusu da muğlaklaşmaktadır; zira araçların (medium-media) tanımladığı bir dünyada, araçsal ilişkilerin ötesinde ve üstünde düşünme ve hissetme imkanı giderek ortadan kalkmaktadır Araçsal rasyonaliteye karşı Habermas, "iletişimsel rasyonalite" (communicative rationality) kavramını savunur ve aklın aslı işlevini, sağlıklı ve açık bir iletişim ortamında yerine getirebileceğini söyler.