Yetişkinlikler itaati büyümekle karıştırırlar; halbuki itaat, çocuğun en büyük ahlaksızlığıdır.” Wincott.
Okuduğumdan beri davranışlarıma, ilişkilerime farklı baktığım, anne-çocuk ilişkisini bence en başından değiştiren kitap. bu sadece bir çocuk yetiştirme kitabı değil kesinlikle, aynı zamanda biz yetişkinlerin de yetiştirilme hikayesi. sizin neden siz olduğunuza yanıt vermeye çabalayan bir çalışma.
Çocuğa, büyüklerin her zaman haklı olduğunu, annesini üzmesinin sebebi ne olursa olsun suç olduğunu ve bu nedenle de kendisini savunmamayı öğretiyoruz. henüz büyükler sofraya geçmeden çocukların sofraya oturmamasını ya da daha da kötüsü küçüklere görece daha dandik bir sofra hazırlayıp küçük sofrası yaparak çocuğun oraya layık olduğunu da öğretiyoruz. çocuklardan, belirlediğimizi kurallara uymalarını, bizi üzmemelerini, onun iyiliğini düşündüğümüz için en iyisini bizim bildiğimizi kabul etmesini bekliyoruz.
Ama işte ne yazık ki böyle yaparak sorgulamayan, kurallara itaat etmeyi seven, annesine-babasına “ben bunu istemiyorum” diyemeyen, bunu diyemediği için içten içe mutsuz hayatlar yaşayan bireyler yetiştiriyoruz. kitap diyor ki “ne kadar iyi bir anne-baba olduğunuzun en önemli göstergesi çocuğunuza ne kadar çok şey öğretebildiğiniz değil, çocuğunuzdan ne kadar çok şey öğrenebildiğinizdir.”
Çocuğunuzu doğurmayı siz kendiniz tercih ettiniz ve bunu çocuğunuz için değil kendiniz için yaptınız. ona sahip olmanın sizin için iyi olacağını düşündünüz. fakat sonra bir an geldi, çocuğun size muhtaç olduğunun bilinciyle çocuğa karşı üstünlük elde ettiniz. bu üstünlüğü de “bunu yapamazsın” deme hakkını kendinizde görerek pratiğe döktünüz. ama işte çocuğuna “böyle yapamazsın” deme hakkını kendinizde görmeniz, yaptığınız şeylerin fedakarlık değil, karşılığını çocuktan beklediğiniz