Sinir bozucu bir sese uyandı. Kahrolası alarmdı bu. Dün akşam kurmuştu bu alarmı büyük hayallerle. Sırf bu yüzden zaten az çalıştığı günün akşamında “asıl başlangıç yarın” diyerek geri kalan zamanını da boşa geçirmişti. Bedeni kendisi uyanmadan harekete geçti ve kahrolası alarmı koyduğu yerden alıp kapama tuşunu kaydırdı. Durduğu yerde iç çatışması başlamış ve savaş etkisini gösteriyordu. Bir süre ayakta bu sonucu belli çatışmayı bekledi ve daha yeni uyanmış olmasına rağmen içindeki sese çok yorgun hissettiğini söyledikten sonra yatağın içine girdi. Düzenin kendisine ait olmak istemeyen benliğinde hafif bir burukluk vardı. Bireyselliğini yok sayanlara savaş açmış olan bu benliğinin bütün ikazlarını görmezden geliyordu. Kendisine yalvarırken göz kapakları ağırlıklarına yenilip kapanmışlardı. O durumda bile yaptığı tek şey vicdanını rahatlatmaktı. Sonrası zaten uykusuna geri dönüştü.
CİDDİ
Bir takım insanlar dünya işlerini, ciddi olan işler, ciddi olmayan işler diye ikiye ayırıyorlar. Böyle bir tuhaflığa, zaman zaman kendim de düşmüş olmalıyım ki bugüne kadar o adamlara: “Hangi işler ciddidir, hangisi değildir?” diye yahut da “Ciddiden neyi kastediyorsunuz?” diye sormadım. Ne cevap verirlerdi, kesin olarak bilemiyorum. – her halde kendileri de bilmezler- ama az çok kestirebiliyorum. Mesela bazılarına göre, ilim ciddidir, sanat değildir; nesir ciddidir, şiir değildir; tragedya ciddidir, komedya değildir; olgun adamlar ancak ciddi işlerle uğraşır; ciddi olmayan işlerle uğraşan adamları ciddiye almamak lazımdır.
Hükümlerine esas olan ölçüler nelerdir, bunu da anlayamıyorum. Bakıyorum, bir zat, günün birinde bir hikaye kitabı çıkarıyor. Ama kendisi ciddi olduğu için, ciddi mevkiler elde etmiş olduğu için kitabının üstüne imzasını koymuyor. Öyle ya, politika işleriyle uğraşmış, yüksek mevkilere çıkmış; yakışık alır mı bu kadar önemli bir zatın hikaye gibi gayrı ciddi bir esere imzasını atması. Bu memleketin yüzlerce politika adamı yetiştirip beş tane hikayeci yetiştirmemesi mühim değildir. Mühim olan ciddiyettir. Yüz sene sonra bugünün ünlü politikacısı kimsenin bilmeyeceği, fakat gerçek bir hikayecinin asırlarca yaşayacağı meselesi de mühim değil. Tek, bugün ciddiyeti elden bırakmamak lazım.
Hani mesleğin yahut zenaatin iyisi kötüsü olmaz, derler. Ben de, işin ciddisi yahut gayrı ciddisi olabileceğine inanmıyorum. Bence ciddiyet, işi benimseyiştedir. Yani bir iş o işi gören tarafından ciddiye alınıyorsa ciddidir, alınmıyorsa değildir.
Bütün ömrünü karikatürcülüğe vermiş bir insanı, bir komedya yazarı olabilmek için kırk sene çile çekmiş bir adamı ciddiye almayacağız da, ilmi bir tartışmaya alay olsun diye karışıvermiş bir insanı mı ciddiye
Anlamıyorum, anlamıyorum
Lütfen anlamama yardım et
Ne olacağım?
Söyleyebilirsen söyle
Dünya değişiyor, dönüyor, parçalanıyor
Kim olduğumu bilmiyorum
Bana gülümsüyorsun
Numarayı göremiyorsun
X
Bir şeyler değişti
Yol derinlerde
Parçalar uymuyor
İncindim, niçin denemeliyim?
Bu acı ile düzeleceğim
Soğuk...
X
Benden medet umma
Yalnızca hatırla
Geri dönemeyecek kadar değiştim
Bu yolda
Devam edersek
İkimiz de öleceğiz
Çözülemez gerçek bile
X
Kırılabilenleri kırıyorum, kaçırmışım fakat kontrol edebiliyorum
Arıyorum ancak ne bulacağımı biliyorum
Burada dikiliyorum ve dünyanın etrafımda çöküşünü izliyorum
Kapalısın, fakat umuyorum ki... Aramayı bırakırsın
Görmek istemiyorum ne olacağımı
Sen de istemiyorsun
Annesi kızına nasıl bir kötülük yaptığını anlamaya çalışmak için parmağını bile kıpırdatmazken, neden bu kadının 30 yıl boyunca bu suçu bağışlatmak için uğraşması gerekiyordu?
Bu şarkıyı ne zaman dinlesem kendime tuhaf bir şekilde uzaklardan bakarken buluyorum. Sanki daha, çok daha ileri koşmuşum da kendimi hikâyeyi canlandırırken buluyorum. Atladığım zaman her şey gülünçleşiyor. O kadar gülünçleşiyor ki kendime engel olamıyorum. Kendimi haklı buluyorum. Bana göre her şey buydu ve en çok da buna benzerdi diyorum kendime. En azından artık sıkılmayacağım. Üstelik buna inanıyor, inanıyorum. Çok mutlu ve tatmin olduğumu hissediyorum düşerken. Ve orayı terk ediyorum. *SON*