İnsanlar mutlu olduklarında bir kaynakları vardır, demişti Elizabeth’e. Ancak kendisi lastikleri olmayan bir tekerlek gibiydi, her çakıltaşıyla sarsılırdı.
Ayrıca ölmek üzere olanlar gibi çok yalnız olduği, lanetlendiği, terk edildiği için zevkli bir hali vardı, güzel bir soyutlanmaydı bu. Birilerine bağlı olanların asla bilemeyeceği bir özgürlüktü bu. 
Bu, korkunç bir itiraftı ama artık, elli üç yaşındayken, insanlara pek de ihtiyaç duymuyordu. Hayatın her anı, her zerresi, burada, şu anda, güneşin altında, Regent Park’ta, yeterliydi. Hatta fazlaydı bile.
… yaşlanmanın tek tesellisinin bu olduğunu düşündü; tutku her zaman güçlü kalıyordu ama insan varoluşuna tat katan, deneyimlerini elde tutup çevirmesini ve ağır ağır ışığa tutabilmesini sağlayan bir güce kavuşuyordu.