Hey bre hey Şeytan Dağı!
Kayaların ses mi verir?
Bir kez konsa beğ otağı
Dert mi olur, süs mü verir?
Yürekleri yandırana
Altın kopuz indirene,
Altı kızı kandırana
Yedinci kız yas mı verir?
Dağlar sıra sıra olsa,
Doruğunda bora olsa,
Seven gönül çıra olsa
Yalazından is mi verir?
Göcenoğlu! Bu ne ara?
Güneş doğmuş sanki kara.
Buncalayın dertli ere
Ulu Tanrı us mu verir?
Sıfırla Nasıl Tanıştım:
Onunla 1928 veya 1929'da Pertev Naili vasıtasıyla tanıştım. O zaman Darülfünun talebesiydim. Pertev'in liseden hocası olduğu için arasıra evine giderdi. Pertev, o zamanki samimiyetimiz dolayısıyla beni ve Orhan Şaik'i de Sıfıra götürmüş, tanıştırmıştı. O sırada yegâne ihtilafi-mız Fuad Köprülü'nün Türk edebiyatındaki bilgisi üze-rindeydi. Hususî ve hissî bir meseleden dolayı Köprülü'ye düşman olan Sıfır onu çekiştirir, zımnen cehlini ileri sürer, biz de aksi tezi müdafaa ettiğimiz için arada tartış-malar olurdu.
1930'da Türkiyat Enstitüsü'ne asistan olduğum zaman ahbaplığımız yine devam etti. Enstitüye gelir, bana ve öteki asistan Abdülkadir İnan'a Türk edebiyatı hakkında bazı şeyler sorup öğrenir ve aramızda her hangi bir sızıltı ve münaferet olmazdı. Bilâkis herkesin nabzına göre şer-bet vermesini daha o zamandan beri bildiği ve meclisin-dekileri eğlendirmekte üstad olduğu için kendisinden hoşlanırdık.
Sıfırın Bana Düşmanlığı:
"Orhun"un 21 Mart 1934 tarihli beşinci sayısında yayınladığım bir yazı üzerine Sıfır bana düşman oldu. "Alaylı Alimler" başlığını taşıyan bu tenkit yazısı onun "Türk Edebiyatına Toplu Bir Bakış" adlı pek cahilane ve vahim hatâlarla dolu eserinin mahiyetini ortaya koyan sert bir makaleydi. Sertliğinin sebebi de bu kitabın lise-lere kabul olunacağı hakkındaki söylentinin günden güne büyümesiydi "Sıfır" o zaman Dil Kurumu'nda Türkçeyi tahrible uğraşan heyet arasında bulunduğu ve huzurda ga-zeller okuyarak göze girmiş olduğu için bu kitap hakika-ten liselerin resmî ders kitabı olabilirdi. Böyle bir faciayı önlemek için vicdanî bir vazife yaptım ve sert bir yazıyla işi açığa vurarak belki de hakikaten bir kültür trajedisini önlemiş oldum. İşte Sıfır bana bu yüzden düşman olmuş, hattâ o zaman beni mahkemeye vermek istemiş,
...bu coğrafyada ve toprakları üzerinde yaşamını sürdüren Kürtlere çok acıklı ve trajedik bir yaşam tattırdılar. Uzun yıllar boyunca unutulmayacak şekilde köylerini yakıp yıktılar, servetlerini ve imkânlarını yok ettiler, sayılamayacak kadar insanın kanına girdiler ve Kürtler için tarih boyunca unutulmayacak acı ve azap seansları uyguladılar.
Peki, bu “kardeş” millet ve ülkeler neden bütün bu olmazları yaptılar? Bence bunun sebebi bu insanların, Kürt coğrafyasını ve tarihini, Kürt halkının karakterinden olan kahramanlık ve şeref düşkünü olduklarından, tarih boyunca ecdadına ve diline sahip çıkıp her bedeli ödeyeceğinden habersiz ve cahil olmalarından kaynaklanmaktadır. Hatta her bir milletin “yaşam şartı” olan özgürlük, kültür ve milli dil gibi Kürt milletinin haklı taleplerini ve insani haklarını görmezden gelerek kendilerini kandırıyorlar. Ancak Kürt halkının bu meşru talepleri karşılandığı zaman özveri ile birlik ve beraberliğe yönelirler ve bu sayede ancak uzlaşma ve çözüm olabilir. Nitekim “bir savaş anında Allah hep inananlardan yanadır.”
Eski Kürt Edebiyatı hakkında hiç bir şey bilmememiz gerçekten çok üzücüdür. Şüphesiz bu da Kürt tarihçi ve ilim adamlarının ihmallerinin bir sonucudur. Öyle ki hadise ve olaylarla dolu olan milli yaşantılarında önemli bir yer tutan bu yönü çok ihmal ettiler ve neredeyse tamamen unuttular. Bu çirkin ihmal ve affedilemeyecek günahla beraber, araştırmacılar için çok açık olan bir şey var ki o da Kürt şair ve edebiyatçılarının bir çoğunun Kürt dilinin dışında başka dillerde bir çok önemli edebi eser bırakmış olmalarıdır.
Kubasar Bey'in ölümünden sonra Gürcistan'daki siyasi çekişmelerden dolayı Kubasar Beg in Urug'lari aileleri Doğu Karadeniz dağlarına ve yaylalarına çekilerek yaşamlarını buralarda devam ettirmişlerdir.