En masum yürüyüş bile, binlerce zavallı böceğin ölümüne neden olur. Tek bir adım, çalışkan bir karıncanın yuvasını mahvedip, küçük bir dünyayı yerle bir eder.
Cümlede "büyülü gerçeklik" sözcüklerinin geçmesi, Marguez'den bahsetmenin farzlarından biridir. O'nun yarattığı dünya; bir yandan kaçılamayacak derecede gerçek, diğer yandan kaçma umudunu besleyecek kadar gerçek-üstüdür. İnsanın hallerini, biricikliğini, tutkularını, saplantılarını, kaderini, kederini rüyaya benzer bir tür sihirle anlatır. Onun dilinden dökülen en inanılmazlara iman eder okuyucu; sözcüklerinin yarattığı eşsiz dünyalarda, bir tür vecd halinde gezinir. Romanları birden fazla okunmaya açıktır, her okumada bir önceki okumada gizlenmiş olanın ortaya çıkmasını sağlayacak şekilde kat kat kurgular kitaplarını, olağan olanı olağandışı şekilde anlatır. Gerçek-düş ve kabus arasında gezinen Kırmızı Pazartesi ise O'nun en bilinen eserlerindendir.
Kitap “Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposu getiren gemiyi beklemek için sabah saat beş buçukta kalkmıştı” cümlesiyle başlar. Rüyasında, badem ağaçlarının arasından uçarken dalların hiçbirine çarpmadan geçip giden, yaldızlı kâğıttan yapılma bir uçağın içinde tek başına oturduğunu görmüştür. Kahramanın kaçınılmaz sonu daha ilk sayfada okurun gözlerinin önüne serilir. Katillerin kimliği, cinayetin nedeni, ne zaman işleneceği en baştan bellidir; romanın gizemli bunlarda değil Marguez'in olağanüstü kurgusu ve anlatımında gizlidir; ölüm ilk satırda söylense de gerilim son satıra kadar devam eder. Anlatım tarzı, okurun olayları öğrenme arzusunu son ana dek canlı tutar.
Santiago Nasar, piskoposun kasabayı ziyaret ettiği gün öldürülür. Bir gece önce evlenen Angela Vicario, bakire olmadığı için baba evine gönderilmiş, suçlu olarak Santiago Nasar’ın adını vermiş, abileri de domuz kestikleri bıçakları yanlarına alarak Santiago Nasar’ı beklemeye başlamıştır. İlginç olan şudur ki; kurbanlarını beklerken gördükleri herkese
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,4bin okunma
William. Golding 1911 yılında İngiltere'de doğmuştur . Önce fen bilimleri ve ardından da İngiliz edebiyatı okuyarak Oxford üniversitesi'nde eğitim görmüştür . İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası uzun bir süre öğretmenlik yapmıştır . Savaşta deniz eri olmuş ve birçok çarpışmaya katılıp subaylığa yükselmiştir . Golding ilk olarak bir şiir kitabı çıkarmıştır ancak bu şiir kitabı kimsenin ilgisini cekmeyince "Şiir yazamadigim için düz yazı yazıyorum" diyip 1954'te Sineklerin Tanrısı (The Lords of the Flies ) kitabını yazmıştır . Kitap bir söylentiye göre yirmiye yakın yayınevi tarafından geri çevrilmiş . Kitap basılır basılmaz yazarı büyük bir üne kavuşturmuştur .
Sineklerin Tanrısı ilk olarak Nobel Edebiyat Ödülü alan bir kitaptır . Kitabımız gerçekçi bir anlatımla yazılmış bir alegoridir diyebiliriz . Golding'in bu kitabında bir karşımıza bir mercan adasi ve İngiliz çocuklar çıkar . Atom çağı çocuklarının bir uçağa bindirilerek güvenli bir yere goturulmeleri sırasında uçak bir adaya düşer . Başlarda tanışan iki karakterimiz vardır . Bunlar Ralph ve adını asla bilemeyeceğimiz domuzcuk karakteridir . Ralph iyi huylu , güzel ve zeki bir çocuktur . Esitlige , sevgiye adalete inanan iyiliğe yönelen bir önderdir Şişman olduğu için domuzcuk olarak adlandırılan karakterimiz yalnız kör denecek kadar miyop olduğu için değil , ikide bir nefes darlığı geçirdiği ve aşağı tabakalara ait bir şubeyle konuştuğu için ötekilerden ayrılır . Grubun en zekisi ve en mantıklı konuşanı olmasına rağmen kimse gereken önemi vermez hep hor görülür . Bu iki karakterimiz bir deniz kabuğu bulurlar , bunu otturerek diğer çocuklarında yanlarına gelmesini sağlarlar . Kitabımızda bu deniz kabugunun da önemli bir görevi vardır . Deniz kabuğunu elinde tutan kişinin söz hakkı vardır yani deniz kabuğu
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,4bin okunma