begoşş

begoşş
@begmcifct
sarhoş duygular, gerçek duygularıydı?
Tıbbi Laboratuvar Teknikleri
İstanbul Üniversitesi - Cerrahpaşa
71 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2020 60. kitabı
Cümlede "büyülü gerçeklik" sözcüklerinin geçmesi, Marguez'den bahsetmenin farzlarından biridir. O'nun yarattığı dünya; bir yandan kaçılamayacak derecede gerçek, diğer yandan kaçma umudunu besleyecek kadar gerçek-üstüdür. İnsanın hallerini, biricikliğini, tutkularını, saplantılarını, kaderini, kederini rüyaya benzer bir tür sihirle anlatır. Onun dilinden dökülen en inanılmazlara iman eder okuyucu; sözcüklerinin yarattığı eşsiz dünyalarda, bir tür vecd halinde gezinir. Romanları birden fazla okunmaya açıktır, her okumada bir önceki okumada gizlenmiş olanın ortaya çıkmasını sağlayacak şekilde kat kat kurgular kitaplarını, olağan olanı olağandışı şekilde anlatır. Gerçek-düş ve kabus arasında gezinen Kırmızı Pazartesi ise O'nun en bilinen eserlerindendir. Kitap “Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposu getiren gemiyi beklemek için sabah saat beş buçukta kalkmıştı” cümlesiyle başlar. Rüyasında, badem ağaçlarının arasından uçarken dalların hiçbirine çarpmadan geçip giden, yaldızlı kâğıttan yapılma bir uçağın içinde tek başına oturduğunu görmüştür. Kahramanın kaçınılmaz sonu daha ilk sayfada okurun gözlerinin önüne serilir. Katillerin kimliği, cinayetin nedeni, ne zaman işleneceği en baştan bellidir; romanın gizemli bunlarda değil Marguez'in olağanüstü kurgusu ve anlatımında gizlidir; ölüm ilk satırda söylense de gerilim son satıra kadar devam eder. Anlatım tarzı, okurun olayları öğrenme arzusunu son ana dek canlı tutar. Santiago Nasar, piskoposun kasabayı ziyaret ettiği gün öldürülür. Bir gece önce evlenen Angela Vicario, bakire olmadığı için baba evine gönderilmiş, suçlu olarak Santiago Nasar’ın adını vermiş, abileri de domuz kestikleri bıçakları yanlarına alarak Santiago Nasar’ı beklemeye başlamıştır. İlginç olan şudur ki; kurbanlarını beklerken gördükleri herkese
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,5bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·261 syf.··
Beğendi
·
2020 59. kitabı
William. Golding 1911 yılında İngiltere'de doğmuştur . Önce fen bilimleri ve ardından da İngiliz edebiyatı okuyarak Oxford üniversitesi'nde eğitim görmüştür . İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası uzun bir süre öğretmenlik yapmıştır . Savaşta deniz eri olmuş ve birçok çarpışmaya katılıp subaylığa yükselmiştir . Golding ilk olarak bir şiir kitabı çıkarmıştır ancak bu şiir kitabı kimsenin ilgisini cekmeyince "Şiir yazamadigim için düz yazı yazıyorum" diyip 1954'te Sineklerin Tanrısı (The Lords of the Flies ) kitabını yazmıştır . Kitap bir söylentiye göre yirmiye yakın yayınevi tarafından geri çevrilmiş . Kitap basılır basılmaz yazarı büyük bir üne kavuşturmuştur . Sineklerin Tanrısı ilk olarak Nobel Edebiyat Ödülü alan bir kitaptır . Kitabımız gerçekçi bir anlatımla yazılmış bir alegoridir diyebiliriz . Golding'in bu kitabında bir karşımıza bir mercan adasi ve İngiliz çocuklar çıkar . Atom çağı çocuklarının bir uçağa bindirilerek güvenli bir yere goturulmeleri sırasında uçak bir adaya düşer . Başlarda tanışan iki karakterimiz vardır . Bunlar Ralph ve adını asla bilemeyeceğimiz domuzcuk karakteridir . Ralph iyi huylu , güzel ve zeki bir çocuktur . Esitlige , sevgiye adalete inanan iyiliğe yönelen bir önderdir Şişman olduğu için domuzcuk olarak adlandırılan karakterimiz yalnız kör denecek kadar miyop olduğu için değil , ikide bir nefes darlığı geçirdiği ve aşağı tabakalara ait bir şubeyle konuştuğu için ötekilerden ayrılır . Grubun en zekisi ve en mantıklı konuşanı olmasına rağmen kimse gereken önemi vermez hep hor görülür . Bu iki karakterimiz bir deniz kabuğu bulurlar , bunu otturerek diğer çocuklarında yanlarına gelmesini sağlarlar . Kitabımızda bu deniz kabugunun da önemli bir görevi vardır . Deniz kabuğunu elinde tutan kişinin söz hakkı vardır yani deniz kabuğu
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,5bin okunma
10/10
·172 syf.··
Beğendi
·
2020 58. kitabı
A.Burgess'in bu kitabı, Kubrick'in sinemaya aktardığı yorumuyla paralel değerlendirilmiştir. ... A Clockwork Orange’ın suçlu ve kurban diyalektiği üzerine kurgulanmış bir hiciv örneği olduğu söylenebilir. Gelecek pesimist bir yorumla kurgulanmıştır. Burası herhangi bir zamana vurgu yapmayan karanlık bir dünyadır. Kentin pek de konuksever denilemeyecek brutal soğukluğuna karşın iç mekanlarda parlak, renkli, ışıltılı bir mekan tasviri yapılmıştır. Mekânlar genellikle zıtlıklar üzerinden ve contrast bir şekilde verilir. Krom ve altın rengi duvarlarıyla, kitsch mobilyalarıyla post modern bir mekan okuması yapılabilir. İzleyiciyi mekana dahil ederken bir anda benimsenen bir atmosfer yaratılabilecekken, bilinçli ve son derece doğru bir tercihle abartılı bir şekilde kullanılan iç mekanlardaki renk ve obje tercihleri ile punk ve grotesk bir dünyanın içinde kaybolmuşluk hissi yaratılır. Görünür görünmez tanınır, kavranabilir olan şeyler akışkanlığın önünü keser. Filmde bu akışkanlığın önü sık sık açılır; okunaklılık yiter. Yargının dışsallığı ile gösterilen imgenin içine dalma arasında gidip gelinir. “Verfremdungseffect”’in diyalektiği belki de böyledir. İzleyici, yabancılaşmanın bilinci içinde ve bu bilinç vasıtasıyla yabancılaşmadan çıkmalıdır. Kendi içine daha iyi nüfuz edebilmek, kötülüğün ve kötülüğün çelişkilerinin bilincine varabilmek için kendini kendinden kopartılmış hissetmelidir. Söz gelimi kumarhanedeki tecavüz sahnesinden çıkan kavgada Rossini’nin Hırsız Saksağan uvertürü duyulur. Neşeli ve canlı olarak tarif edilebilecek olan bu müzik görüntüde olan bitene çok aykırı düşer ve izleyiciyi kafa karıştırıcı bir dışsallıkta bırakır. Her şey onun önünde tüm açıklığıyla cereyan etmesine rağmen, açıkça bilmese de izleyici, gerçeğin çelişkilerinin canlı bilinci olur.
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,2bin okunma
10/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2020 57. kitabı
Bilimkurgu romanı olan 'Fahrenheit 451' aslında çok da güzel geleceği tahmin etme kitabıydı benim için. Ray Bradbury bu kitapta anlatmak istediğini, kişilere anlatabilecek en güzel yöntem ile anlatıyor. Kitapları yakma eylemi ve okuyan insanı tutuklamak, zamani toplumu ve 'Kitap' kavramının anlamının yitmediği zamanlarda insanlar için çok absürd ve sıradışı bir konu olmakla birlikte okuyucu da muazzam bir merak uyandırıyor. Bu yüzden kişi bu sıradışılığın, absürdlüğün ve merağın içinde verilen mesajı istemsiz şekilde alıyor ve kalıcılaştırıyor. Bradbury'nin yarattığı dünyada kitap okumak veya yazmak suç ve bununla birlikte evinde kitabı olduğu bilinen birinin derhal bütün kitapları yakılması ve kitap sahibinin tutuklanması itfaiyecilerin kuralları arasında yer almaktadır. Şimdi burayı şöyle yorumlamak istiyorum. "Kitap bir yazarın edindiği bilgi birikimi, hayâlgücü, düşünce sistemi gelişmişliği ve paylaşma içgüdüsü sonrası ortaya çıkar ve okuyucu ise bunların herhangi bir yazar yönünden eksikliğini çekmesi sonrası kitabı okuyarak bu özellikleri kitabın yazarının yansıttığı şekilde alır ve yazar ile bir bağ kurar. Kitap bir iletişim aracıdır, kitle iletişim aracıdır vermek istediğin mesajları en hızlı ve en fazla kişiye bu şekilde verirsin. Ancak kitap manipülecidir, bir kitapın içerisinde var olan düşünceler kişileri çok güzel etkileyebilir ve düşünce sistemleri bakımından kişiyi değiştirerek himayesi altına alır ve kişi var olan düşünce sistemiyle kitabın kattıkları arasında boğucu mücadele sonrasında kitabı okumadığı zamanda ki halinden okuduğu zamana, oranla ki değişimden farklı bir kişilik orataya çıkarmaya çalışır. Bradbury'nin dünyasında ise bu yasaktır düşünce bakımından farklı bir kişilik varolamaz bütün insanlar tektip düşünce sisteminde olursa hiç bir
Fahrenheit 451Ray Bradbury · İthaki Yayınları · 2022108,5bin okunma
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2020 56. kitabı
Martı Jonathan Livingston (orjinal adı: Jonathan Livingston Seagull), Richard Bach'ın masalımsı ve ilham verici eseri. Hikayenin kahramanı Jonathan Livingston; sınırlarını zorlayan, sadece karnını doyurmak için uçmayı kabullenmeyen, mükemmeli bulmak için sürekli arayışta olan, yüreği öğrenme ve öğretme arzusuyla dolu bir martı. Sürüsünün rutinlerini terkedip düzeni bozduğu gerekçesiyle sürüden kovuluyor ve kendisini büyük fiziksel ve ruhsal değişimler yaşayacağı bir serüvende buluyor. Jonathan'ı kâh öğrenirken, kâh öğretirken, kâh les ederken, kâh zincirlerini kırarken gördüğümüz bu serüven, oldukça derin duygular ve ilham verici bir felsefeyi içinde barındırıyor. Jonathan'ın mükemmeliyet arayışına tanık olduğumuz bu hikaye; eğitimin, öğrenmenin ve öğretmenin kutsal olduğunu ve sevgiyi göstermenin en doğru yolu olduğunu yalın ve duru biçimde anlatıyor. Öğretmenliğin gerçekten de ne kadar kutsal olduğu hatırlatılıyor adeta bir kez daha satır aralarında... Bu muhteşem eseri okurken, Küçük Prens isimli bir başka şaheseri de hatırlıyorsunuz inceden inceden... Aşağıda yer verilen alıntılar bile kitabın ne kadar kayda ve takdire değer olduğu nu fazlasıyla gösteriyor. Kitapta bol bol martı resmi de görüyoruz; hattâ gereğinden de fazla. Kitabın belki de tek olumsuz yanı bu. Kitapların hayat değiştirdiğine değil; hayatını değiştirmeyi veya daha güzel kılmayı gercekten isteyen insanlara farklı, yeni ve faydalı bakış açıları sunduğuna inanan bir okuyucu olarak; kendine ilham arayan, yaşamanın asıl amacı hakkında tereddüte düşen gencinden yaşlısına herkese bu harika eseri kesinlikle tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar dilerim. ◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇◇ "Öğrenecek ne çok şey var!..." "Sürü içinde sıradan bir martı olmaya karar vermek, kendini daha iyi hissetmesine neden
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 201680,3bin okunma