Cümlede "büyülü gerçeklik" sözcüklerinin geçmesi, Marguez'den bahsetmenin farzlarından biridir. O'nun yarattığı dünya; bir yandan kaçılamayacak derecede gerçek, diğer yandan kaçma umudunu besleyecek kadar gerçek-üstüdür. İnsanın hallerini, biricikliğini, tutkularını, saplantılarını, kaderini, kederini rüyaya benzer bir tür sihirle anlatır. Onun dilinden dökülen en inanılmazlara iman eder okuyucu; sözcüklerinin yarattığı eşsiz dünyalarda, bir tür vecd halinde gezinir. Romanları birden fazla okunmaya açıktır, her okumada bir önceki okumada gizlenmiş olanın ortaya çıkmasını sağlayacak şekilde kat kat kurgular kitaplarını, olağan olanı olağandışı şekilde anlatır. Gerçek-düş ve kabus arasında gezinen Kırmızı Pazartesi ise O'nun en bilinen eserlerindendir.
Kitap “Santiago Nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposu getiren gemiyi beklemek için sabah saat beş buçukta kalkmıştı” cümlesiyle başlar. Rüyasında, badem ağaçlarının arasından uçarken dalların hiçbirine çarpmadan geçip giden, yaldızlı kâğıttan yapılma bir uçağın içinde tek başına oturduğunu görmüştür. Kahramanın kaçınılmaz sonu daha ilk sayfada okurun gözlerinin önüne serilir. Katillerin kimliği, cinayetin nedeni, ne zaman işleneceği en baştan bellidir; romanın gizemli bunlarda değil Marguez'in olağanüstü kurgusu ve anlatımında gizlidir; ölüm ilk satırda söylense de gerilim son satıra kadar devam eder. Anlatım tarzı, okurun olayları öğrenme arzusunu son ana dek canlı tutar.
Santiago Nasar, piskoposun kasabayı ziyaret ettiği gün öldürülür. Bir gece önce evlenen Angela Vicario, bakire olmadığı için baba evine gönderilmiş, suçlu olarak Santiago Nasar’ın adını vermiş, abileri de domuz kestikleri bıçakları yanlarına alarak Santiago Nasar’ı beklemeye başlamıştır. İlginç olan şudur ki; kurbanlarını beklerken gördükleri herkese