Behlül Tuman

Ahmedi
Kadüñ ar’ar saçuñ anber tenüñ nesrîn beñüñ müşkîn Gözüñ nerges sözüñ şekker yüzüñ lâlâ dişüñ lü'lü' (Boyun ardıç, saçın amber, tenin yaban gülü, benin miskli; gözün nergis, sözün şeker, yüzün lâle, dişin inci.) Dağ servisi yahut ardıç ağacı demek olan '"ar'ar" edebiyatta güzel ve mütenasip boy için benzetme unsuru olarak kullanılagelmiştir. Şaç güzel kokusu sebebiyle ambere; ten ise beyazlığı sebebiyle "nesrîn"e [= yaban gülü] benzetilmiştir. Benin "müşkîn" [= misk kokulu] oluşu, eskilerin misk veya amberi bir çeşit reçine ile karıştırıp yüzlerine yapıştırmak suretiyle yaptıkları sun'î benler sebebiyledir. Bu benler o günün anlayışına göre yüze bir güzellik kazandırdığı gibi, hoş bir koku saçtıklarından edebiyatta ben daima "hâl-i miskîn" [= misk kokulu ben] şeklinde geçer. Gözün nergise benzetilmesi, bu çiçeğin ortasının âdeta bir göz biçimini andırmasından kaynaklanmaktadır. Sözün şeker olarak tarif edilmesi, övülen şahsın tatlı sözlerine imada bulunmak içindir. Parlak anlamına gelen ve "lü'lü"' [= inci] ile birlikte bir ses uyumu oluşturmak üzere daha çok "lü'lü'-i lâlâ" [= parlak inci] terkibi ile kullanılan "lâlâ" kelimesi aynı zamanda bir bitki ismi olarak beyit içinde geçen arar, nesrin, nergis gibi isimlerle uyum oluşturmaktadır.
Sayfa 9 - YKY
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ahmedi
Yüzüñde halüñi gördi acablayup göñül eydür Ki yâ Rab bu gülistaña nireden girdi ol Hindû (Gönül yüzünde benini görünce şaşakaldı ve dedi ki "Ya Rab, bu gül bahçesine o Hintli nereden girdi?") Edebî metinlerde sevgilinin gül renkli yanakları sebebiyle yüzü çoğu zaman bir "gülistân"a [= gül bahçesi]; yüzündeki "hâl"i [= ben] ise koyu rengi sebebiyle hemen daima esmer tenli bir ırk olan Hintlilere benzetilir. Şair sevgilinin yüzündeki beni kişileştirerek (teşhis) onu gül bahçesine giren bir Hintliye benzetmektedir. Ben ile Hintli ilişkisi aynı zamanda Hintliler arasında günümüzde de devam eden sun'î ben yapma geleneğine bir imada bulunma amacına yöneliktir. Fakat asıl sebep Hintlilerin edebî metinlerde 'hırsızlık' sembolü olmasından kaynaklanmaktadır. Sevgilinin gül bahçesini andıran yüzündeki beni gören şair, gönlünü düşünen ve konuşan bir şahıs gibi göstermekte ve ona sanki gerçeği bilmiyormuşçasına (tecahülüarifane) bu Hintli hırsızın söz konusu bahçeye ne reden girdiğini sordurmaktadır.
Sayfa 8 - YKY
Edebiyat
Ahmedi ve Yavuz Sultan Selim
İ niçe şîr-i merdi kim gözün al ıla sayd itdi Cihânda görmedi kimse bu resme şîr-gîr âhû (Senin gözün hile ile nice erkek arslan avladı. Kimse dünyada böylesi arslan tutan bir ceylan görmedi.) Bilindiği üzere arslan ve ceylan dünyanın her yerinde değişmez bir kaide olarak biri avcı diğeri ise av konumunda iki canlıdır lar. Şair burada sevgilinin gözünü bir avcıya, ona tutulan yiğitleri ise birer "şîr-i merd"e [= erkek arslan, korkusuz arslan] benzetmekte; ardından da sevgilinin siyah gözleri ile ceylanın siyah gözleri arasında bir ilişki oluşturarak, dünyada "bu resme" [= böylesine] "şîr-gîr" [= arslan yakalayan] bir "âhû" [= ceylan] görülmediğini vurgulamaktadır. Bu beyit eski edebiyatımızda sık sık görülen, fakat en mükemmel ifadesini Yavuz Sultan Selim'e izafe edilen "Arslanlar benim kahredici pençemde titrerlerken, felek beni bir gözü ahuya yenik düşürdü" anlamındaki şu beytinde tutulan arslan, avlayan ceylan motifine güzel bir örnek teşkil etmektedir: Şîrler pençe-i kahrumda olurken lerzân Beni bir gözleri âhûya zebûn etdi felek
Sayfa 8 - YKY
Edebiyat
Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
Sayfa 242 - YKY·Kitabı okudu
Şiir