Behçet Beyefendi’nin kapalı gözlerinin önünden rahat, yalnız ve kaygısız saatlerle dolu günler, bütün ömrünün günlerine benzeyen, sabah uyanışlarının önünde açtığı aydınlık ve derin uçurumunu bin türlü merakı ile ancak doldurabildiği o mesut günler canlandı.
...o hissi, bundan böyle istediği gibi yaşayamayacağı, hayatının ahenginin bozulmuş olduğu hissini kendinde hazır bulması, nefsine karşı büyük bir hata ve ihmalde bulunanların duydukları o keskin azabı duymasıydı.
“Gelimli, gidimli dünya diyelim...Orada ölüm her ne kadar bir son gibi görünse de hakikatte o bir başlangıçtır.Sırası gelen ekilir, biçilir...Son ucu ölümlü dünya diyelim...Ölüm ile iç içe geçen hayat. Yaz bahar gelince yeniden yeşermesi gibi tabiatın.”