İlk kitabı okurken de çok etkilenmemiştim, bu yüzden ikinci kitaba büyük bir beklentiyle başlamadım. Açıkçası bu kitap benim için biraz zoraki bir okuma oldu. Hikâyenin devamında karakterlerle yeniden buluşmak güzeldi belki ama ne yazık ki olaylar beni içine çekmeyi başaramadı.
Karakterlerin yaşadıkları duygular sık sık tekrar ediyormuş gibi hissettirdi. Bazı sahnelerde ilerleme görmek isterken aynı çatışmaların etrafında dönüp durduk. Bu da okuma sürecini benim için oldukça yavaşlattı. Merak duygusunu canlı tutacak sürprizler veya güçlü kırılma noktaları bekledim ama beklediğim etkiyi alamadım.
Kitabın kötü olduğunu söyleyemem çünkü seveni mutlaka olacaktır. Özellikle ilk kitaba bağlanan okurlar devam kitabından daha fazla keyif alabilir. Ancak ben karakterlerle yeterince bağ kuramadığım için onların yaşadığı duygular bana geçmedi.
Aldığım kitabı okumak istediğim için sonuna kadar okudum ama bitirdiğimde aklımda kalan güçlü bir duygu ya da unutamayacağım bir sahne olmadı. Benim için ne yazık ki ortalama bir Wattpad hikâyesinin ötesine geçemeyen, okunup bitirildikten sonra da çok iz bırakmayan bir kitap oldu.
cok sıkıcı geldi bana ama hani ders almak isteyene güzel ben kafadan sallama okuyorum kitapları hic ders alma gayem yok ki napim kisilik yani bence 150 oldu bu arada
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022275,5bin okunma
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eveet, uzun süredir buraya gelmemiştim çünkü uzun süredir bir kitabın sonunu görmeyi başaramadım. Kitabı az önce bitirdim ve buna yorum yapmaya başlamadan önce ilk kitabına yazdığım şeylere baktım. İçimden bir hisin ikinci kitabı daha çok seveceğine dair bir şey söylemişim ve tamda dediğim gibi oldu. İlk kitaptan daha çok sevdim, daha çok aktı. İlk kitapta 100 sayfa akmadığından ve alinle olan kısımların beni bunalttığından dolayı yakınmışım. Bence ikinci kitapta bunların azalması ve Aral'la Lina'nın artık yakınlaşma evresine geçmesini okumak daha çok beğenmemi sağladı. İlk kitap gizemlerin önümüze koyulması, travmaların kaosun eksik olmamasıyla geçerken bu kitapta da yine arka planda gizemler kaoslar devam ederken bu sefer ikilinin hisleri yakınlaşmaları tam olarak süslemiş kitabı. Aral'ın çevresinin dahil olduğu kısımlar gerçekten kitapta okumayı en sevdiğim ve en eğlendiğim kısımlar oluyor. Yazar öyle bir yazmış ki o arkadaşlık bağları, samimiyeti, sıcaklığı hissediyorsunuz. Çok keyifli okudum, normalde slowburn sevmem, çok hızlı giden işleri de sevmem yazar bu kitapta ortayı bayağı iyi ayarlamış. Kesinlikle üçüncü kitaba geçeceğim lakin araya başka okumak istediğim şeyleri sıkıştırmayı planlıyorum önce. Şimdilik bazı insanlar böyle yaşar evrenine ufak bir mola verip, okumanızı da tavsiye ederekten yorumumu burada sonlandırıyorum. Gitmeden de değinmek istediğim bir nokta var, o da yazarın yazım tarzını çok beğenmem. Lina'nın özellike "yapmasındı" "üzülmesindi" gibi gibi 'dı' 'di' diye bahsetmesi, düşünmesi çok hoşuma gidiyor. Yazarın kendine has bir yazım tarzı var ve ben beğendim. Bu da küçük bir detaydı işte:)
Francis Bacon’ın "Yeni Atlantis" (New Atlantis) eseri, hem felsefe tarihi hem de bilim kurgu/ütopya edebiyatı için tam bir dönüm noktasıdır. Kitabın adı zaten doğrudan Platon’a (Eflatun) bir naziredir. Platon, Timaios ve Kritias diyaloglarında Atlantis adında, lüks ve kibir yüzünden tanrılar tarafından cezalandırılıp sulara gömülen muazzam bir uygarlıktan bahseder.
Bacon bu esere "Yeni Atlantis" diyerek Platon’a şu mesajı gönderir:
"Senin Atlantis’in gücünü, zenginliğini ve bilgisini kibre, savaşa ve sömürgeciliğe alet ettiği için helak oldu. Benim 'Yeni Atlantis'im ise bilgiyi Allah korkusuyla ve insanlığın hizmetinde kullandığı için ayakta kalacak."
***
Roman, Peru’dan yola çıkan bir geminin Pasifik Okyanusu’nda kaybolmasıyla başlar. Azıkları tükenen, hastalıktan kırılan ve ölümün eşiğine gelen mürettebat, kendilerini haritalarda hiç görünmeyen gizemli bir adanın açıklarında bulur.
Gemicilerin ulaştığı adanın adı Bensalem’dir. Bu isim rastgele seçilmemiş, İbranice iki kelimenin birleşiminden oluşturulmuştur: Ben: "Oğul" anlamına gelir. Salem (Şalem/Selam): "Barış" veya "Kudüs" (Yeruşalim) anlamına gelir. Yani Bensalem, kelime anlamıyla "Barışın Oğlu" veya "Yeni Kudüs" demektir.
***
Gemiciler adaya yanaşmak istediklerinde, diğer klasik ütopyaların aksine vahşi bir dirençle karşılaşmazlar. Aksine, son derece organize, temiz, dindar ve yardımsever bir halkla karşılaşırlar. Kendilerine hemen ilaç, yiyecek ve kalacak yer (Yabancılar Evi) sağlanır.
Bacon burada okuyucuya ilk mesajını verir: İdeal bir toplum, yabancıya korkuyla değil, kurumsallaşmış bir merhamet ve düzenle yaklaşır.
***
Adanın kalbinde olan bilim merkezine Süleyman Evi (Solomon's House) denir. Kitapta adanın eski krallarından Solamona’nın bu merkezi kurduğu ve buraya İsrail Kralı Hz.
Yeni AtlantisFrancis Bacon · Maya Kitap · 20243,403 okunma
Depresyonla mücadele eden bir yazarın kaleminden dökülen bu eser; yaşam mücadelelerini, depresyonu yenme yollarını ve depresyonla yaşamayı anlatıyor. Yazar, kendi başından geçen olayları bölümler arasına paylaştırarak okuyucuda merak uyandırıyor. Üslubunun samimi, sıcakkanlı ve mizahi bir tonlamaya sahip olması, kitabı okuyan zor durumdaki insanları rahatlatıyor ve onlara güven veriyor. Aslında gerçekten güzel bir kitap.
Ama bir konuyu da gözden kaçırmamak gerek: Yazar hayatı hep gezmek, içmek vesaire gibi zevki şeylerle bağdaştırıyor; oysa ben, her insanın hayatta bir amacı olması gerektiğine inanıyorum.
Selamlarrr
Bugün sizlere serinin son kitabı olan Kül ve Keder Çağı ile geldim. Bu seri için, size geçtiği evreni doyasıya yaşatacak bir seri diyebilirim. Seriyi çok sevsem de final kitabında biraz kalbim buruk Hem kitabın bitmiş olması hem de kitapta yaşanan büyük hezimet ben yaşamışım gibi derinden sarstı beni diyebilirim İkinci kitabın sonunda işler hiçte umduğumuz gibi gitmez ve Gizliman denen yer karakterlerimize yuva ve özgürlük olacak diye beklerken bir anda Giz adı altında böbürlenen kişilerin kurduğu oyunla yüzyüze geliriz. Bir mağarada canlı canlı verilen kurbanlardan, sağ çıkanlar statü alarak halk içine karışacaktır. Ve bu kanlı oyundan bizim ekibimizden sadece Dante, Hodbin ve Arm kurtulur. (Ya da öyle gösterilir diyelim) Gizliman'ın zengin halkının yanı sıra hiçlerden oluşan ve bağımsızlıklarını ilan etmiş bir kesimle karşılaşmıştık ikinci kitabın sonunda. İsimsizler..
Aspen, Lunu ve Beau' yu onlarla bırakmak zorunda kallan Dante' yi zorlu mücadeleler beklemektedir. Zira Giz'lerin içine sızıp İsimsizler'e haber uçuracaktır. Ama daha haber uçurmaya kalmadan ortalık yangın yerine dönüyor desek yeridir. Bir anda patlamaya hazırlanan yanardağ hem Giz'leri, hem Hiçl'eri hem de İsimsizler'i bir savaş haline sokar. Ciddi anlamda bu sahneleri okurken kanın gövdeyi götürdüğüne çok net şahit oluyorsunuz. Ama ne yalan söyleyeyim iki kitap boyunca bu sahneleri de bekledim ben artık şu haksızlıklar bir devrilsin dedim ya ve işte biz bu kitapta bunu dibine kadar yaşadık. Serinin ilk iki kitabında olduğu gibi hiçbir şekilde dinamizmi dinmedi. Bu seride benim kanayan yaram Beau oldu. Açıkçası ben yazarın ona böyle bir son biçmesini beklemiyordum. İnanılmaz kalbim kırık çünkü kitabın en başından beri ben Dante ve Beau ikilisini çok sevmiştim. (neden yarım kaldık,