Suya bakan bir tahta sırada oturuyoruz. O sözcükleri çevirirken, ben hayran hayran ırmağın karşısındaki kenti seyrediyorum. Kendi geçmişini daha yeni öğrenmiş biri olarak, kendimi böyle tıka basa tarih dolu, geçmişi bütünüyle korunmuş, belgelenmiş bir yerde bulmaktan huşu içindeyim. Olağanüstü bir şey bu.
Ben neye inanacağıma çoktan karar verdim aslında. Bedenimin sesini dinliyorum. Bir iç sesi var onun. Bugüne kadar beni hiç yanıltmadı. Sinsice davranmadı. Ne istediğini hep söyledi ve uyardı. Ona kulak verdim, çığlıklarını duydum. Sevecen ve hoş davranıyorum bedenime. İlle de uzun yaşamaktan yana değilim. İnsan yaşamaktan yorulabilir. Bıkabilir. Daha kısa yaşayabilirim, yeter ki insanca olsun.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir hayatım daha olsa , korkmadan dokunmak için yaşardım onu. Bir keklik beslerdim ellerimle , varsın uçsun sonunda. Bir çiçek büyütürdüm , varsın solsun sonunda. Bir omuz ısıtırdım , varsın gitsin sonunda. Dokunurdum. Ben eriyene dek, o eriyene dek , biz hiçleşip karışıncaya dek bu derin boşluğa, dokunurdum . Ama yok bir hayatım daha. Bir hayat daha yok.
Yok.
Gördüğüm kadarıyla başım bir tek benim boynumda eğreti duruyor ki herkes ne yapmam ve ne yapmamam gerektiğini benden daha iyi biliyor. Zavallı ben, bir tek kendime tavsiyede bulunamıyorum.