10/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2026 66. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 00:02
Virginia Evans'ın Muhabbet romanı, tamamı mektuplar ve yazışmalar üzerinden ilerleyen, son yıllarda okuduğum en etkileyici kitaplardan biri oldu. Romanın merkezinde, yetmişli yaşlarındaki Sybil Van Antwerp var. Hayatını, geçmişte yaptığı seçimleri, pişmanlıklarını, kayıplarını ve sevdiklerini mektuplar aracılığıyla anlatıyor bizlere. Hikâye ilerledikçe yalnızca Sybil'i değil, onun çevresindeki insanları da satır aralarından tanımaya başlıyoruz. Özellikle oğlunu kaybetmiş olmasının bıraktığı derin iz, kitabın en dokunaklı taraflarından biri. Roman; yas, yaşlılık, aile ilişkileri, affetmek, geçmişle hesaplaşmak ve insanın kendisiyle barışma çabası üzerine kurulmuş güçlü bir anlatıya sahip. Bu durum eleştirmenler tarafından da mektup roman türünü başarıyla yeniden canlandıran, samimi ve duygusal derinliği yüksek bir eser olarak değerlendirilmiş gördüğüm kadarıyla. Kitabı en çok sevmemin nedeni anlatım biçimi oldu. Mektup türünde yazılmış olması ilk başta bana farklı gelse de kısa sürede hikâyenin en güçlü yanı hâline geldi gözümde. Sanki bir roman okumaktan çok, gerçek insanların birbirine yazdığı mektupları okuyormuşum hissine kapıldım. Kitabın adı gibi, gerçekten benimle muhabbet ediyormuş gibiydi. Orjinal adı aslında daha yerinde( The Correspondent - Mektuplaşan) ama türkçe başlığı da bence yerinde bir seçim olmuş. Mektuplar öylesine samimi ve içtendi ki zaman zaman ben de birilerine mektup yazmak istedim. Başlangıçta çok fazla karakter olması nedeniyle kim kimdir konusunda biraz zorlandım. Bir süre karakterleri kafamda oturtamadım ve bu durum okuma hızımı düşürdü. Ancak birkaç mektup sonra ilişkiler netleşmeye başladı. O noktadan sonra kitap adeta akıp gitti. Hatta yabancı okur yorumlarında da benim yaşadığım bu durumdan bahsedenler olduğunu gördüm; birçok kişi
Edebiyat
MuhabbetVirginia Evans · April Yayıncılık · 202653 okunma
Puan vermedi
Kaçırılan çocukların gizemli geçmişleri ile sir dolu geleceği. Mustafa Dilsiz . Her insan elbette ki belli yeteneklere sahiptir ama siz en basit tabirle yüz kat daha yeteneklisiniz. Ancak burada dikkat etmeniz gereken en önemli nokta yetenek olarak kastettiğim konulardır. Ben sizlere matematik, fen, edebiyat gibi sistem içinde işe yarayan var olan ya da süren düzende çok önemli sayılacak bilimler ya da yeteneklerden bahsetmiyorum. sayfa 13 . Türkan yeni hayatına başlıyordu. Ama Türklerin hatta dünyanın ilk gizli teşkilatında oldugunu öğrenir. Saka grubuna düşen Zeynep acaba ne yeteneğe sahip ve onu neler bekliyordu ? . Sakalar aldıkları bilgi ve yetenekler bir hipnoz seansıyla büyürlenerek geldikleri aile ya da yurtları geri gönderirler ve sistem içinde doktor, öğretmen, avukat, hemşire, subay, belediye başkanı, ev hanımı vs. aklınıza gelebilecek her türden insan olarak bulunurlar. sayfa 38 . Kitabımız Perseus Yayınevi'nden Ocak 2024 'te çıkmış. Yüzkırksayfa yirmiüç bölümden oluşuyor. . O anda Türkan ağlamak istedi, bu adamı seviyordu çocuklarına aşıktı, onları yalanla kandırıp, oyalayıp vatan için çalışmaya gidecekti. Değer miydi? Bir an her şeyin boş ve gereksiz olduğunu düşündü. Bu düşünceye kalbi de yakınlık gösterdi. Sonra yeniden "Saka Türkan" kendine geldi. Vatansa mevzu olan geri kalan her şey küçük birer ayrı sayfa 56 . Bu güzel kitabı @oceangirlbook ile birlikte bir sürü kitap okurla okuduk. Teşekkürlerimizle
DüzenMustafa Dilsiz · Perseus Yayınevi · 202410 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yine bir "Overrated "kitap:(Geceyarısı Kütüphanesi
3/10
·296 syf.··
2026 29. kitabı
Evet hem ülkemizde hem de uluslarası alanda best seller olmuş,"Goodreads En İyi Kurgu"ödülü almış,bir o kadar da övülen kitabı okumayan bir ben kalmıştım.OKUDUM BİTTİ:))İyi ki de geç okumuşum çünkü tam bir hayalkırıklığı yaşadım.Farklı yaşantılarda,paralel evrenlerde,sayısız alternatifleri deneyerek hangisinde daha huzurlu olduğunu görüp,yaşamın ve mutlu olmanın anlamını öğrenen Nora karakterinin ,kişisel gelişim+büyülü gerçeklik karışımında ,bana göre birbirini tekrarlayan ve sıkan bir döngüye sahip hikayesiydi.Bu tarz konulu fazlasıyla film,senaryo,kitap olduğu için yeterince ilgi çekici de gelmedi açıkçası:(Çok gömdüm galiba...Kişisel görüştür.Sevenler kusura bakmasın:)
Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202598,1bin okunma
2/10
·72 syf.·
2026 149. kitabı
Babamın Yeri Annie Ernaux Annie Ernaux’nun "Babamın Yeri" eserini 1 saatte bitirdim. Yalın Tutku’dan sonra okuduğum bu ikinci kitabıyla yazarın tarzının bana hitap etmediğini kesinleştirdim. 72 sayfalık bu metin, konu bütünlüğü çok daha kuvvetli ve detaylı olmasını dilediğim, ortalama altı bir kitap oldu. Kitap babanın ölümüyle başlıyor, böyle bir başlangıçta büyük bir hüzün ve yas duygusu beklerdim fakat hiçbir şekilde karşıya duygu geçmedi. Belki de yazarın asıl amacı duygu aktarmak değildi ama psikolojik/otobiyografik bir eserde ben kesinlikle o derinliği hissetmek isterdim. Bana aşırı sıkıcı gelen metin, yas sürecinden ziyade babasını kaybetmiş bir kızın onunla ilgili aldığı günlük notları gibiydi. Yer yer iltifat yer yer beğenmemişlik barındıran, ölen babanın toplumdaki ve kızının gözündeki yerini anlatırken o acıyla başa çıkmayı derinden veremeyen bir yapı. Yalın Tutku’da saplantılı bir bağlanışı, Babamın Yeri’nde ise bir babanın portresini işleyen Ernaux’da aradığım o vurucu etkiyi son sayfaya kadar bekledim maalesef umduğumu bulamadım. Kendi okuma deneyimim açısından bu kitaba puanım kesinlikle 2/10.
Edebiyat
Babamın YeriAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20223,897 okunma
10/10
·288 syf.··
2026 2. kitabı
Spoiler içerebilir Öncelikle bu yazarın kitabını ilk defa okuyorum. Kitaba ilk önyargıyla yaklaştım ama kitap bana göre fazlasıyla güzeldi. Yazar akıcı ve yalın bir dil kullanmış. Dini kitaplar genellikle zor ve sıkıcı olur. Ama bu kitap tam tersiydi. Önyargılı olma sebebim de buydu aslında benim. Kitabın konusu; seküler bir yaşam tarzı olan baş karakterin zamanla kendi dininin farkına varmasıdır aslında. Hazal karakterimiz fazlasıyla inatçı dediğim dedik ve nazlı, kıskanç bir karakterdir. Haluk ise kimsenin ne dediğini takmayan, çok güzel bir kalbi ve sevdiği kadına değer veren bir karakterdir. ( Hazal ve Haluk evliler). Hazal bu konuda çok şanslı bence. Haluk gibi biriyle evli olduğu için. Günümüzde öyle erkekler bulmak zordur. Günümüzde ki erkeklerin özeti de Hakandır. Kitaptaki en nefret ettiğim karakter Hakan olabilir. Hakan hakkında daha fazla bir şey yazmayacağım ama kitabı okuyunca beni anlayacaksınızdır. Belgüzar Boztepe ve annesi edebiyat hocası Gülistan Boztepe. Yıllar önce lisede Haluk ve hazalla aynı okuldalarmış ve edebiyat yarısı yapıyorlarmış. Belgüzar bu yarısı devam ettirip cok tanınan bi yazar olmuş. Belgüzar çok tatlı bi kadındı yani ben öyle hissettim. Hazal Belgüzar'ı bence bazı bölümler de çok gereksiz kıskandı. Belgüzar dan bahsetmek istiyorum size. İlahiyat fakültesinde kelam bölümünü okumaktadır. Dinine çok bağlı ve tesettürlüdür. Çok güzel bir kalbin var ve Hazal'ın ona söyledikleri cümlelere rağmen o hâlâ Hazal için güzel dileklerde bulunuyordu. Bu arada Hazal Belgüzar'a çok ayıp etti. Keşke düğününe çağırsaydı ama neyseki sonda hatasını anlayıp özür bile dilemesi yaptığı her seyi unutturdu. Neyse ben çok uzattım sanırım. Konudan da sapmış olabilirim. Kitabın sonraları çok aceleye gelmiş gibi hissettim. Haluk'un annesi Derya Hanım eşi Harun
Düşünce
Ezan SesiAhmed Günbay Yıldız · Timaş Yayınları · 2025202 okunma
Puan vermedi·148 syf.··
2026 108. kitabı
Bugün sizlere okurken düşündürecek bir kitapla geldim. Asıl mesleği inşaat mühendisliği olan @vuslatvrlclk ’nun edebiyat dünyasına adım attığı ilk eseri “Ben Bu Dünyaya Ait Değilim”, isminin taşıdığı o tanıdık ve derin yabancılaşma hissini merkezine alan sarsıcı bir ruhsal uyanış romanı. Eser, İstanbul’un keşmekeşinde genel cerrah olarak hayat kurtarırken aslında kendi içindeki o derin boşluğu doldurmaya çalışan hassas bir kalbin, Yağmur’un hikayesini konu alıyor. Biraz nefes almak için çocukluğunun geçtiği Ordu’nun Ulubey ilçesine doğru yola çıkan Yağmur’un kaderi, yolda rastladığı feci bir kazada minibüste sıkışan Utku’ya yaptığı ilk müdahaleyle tamamen değişiyor. Bu ilk tıbbi dokunuş, sadece bir operasyon olmanın ötesine geçerek kaderin ağlarını ördüğü gizemli ve ilahi bir bağın başlangıcına dönüşüyor. Yazarın bir cerrah titizliğiyle kurguladığı bu satırlarda, insan ruhunun karmaşasını ve evrenin görünmez frekanslarını çok naif bir dille okuyoruz. Yağmur’un doğaya olan aşkına rağmen bu dünyaya ait hissedemeyişi, İstanbul’a dönüşünde babasının ani vefatıyla gelen o acı telefonla adeta paramparça oluyor. Ölümle hayat arasındaki o ince çizgiyi iliklerimize kadar hissettiğimiz bu zor günlerde, üniversite yıllarından beri gölgesi gibi yanında olan Yankı Bey’in karşılıksız sevgisi Yağmur’a sığınacak güvenli bir liman sunuyor. Ancak genç kadının zihni ve ruhu, sürekli o kazada hayatına dokunduğu Utku’ya doğru çekiliyor. İkilinin arasındaki bağ sıradan bir aşk hikayesi değil; adeta ruhun kendi frekansını bulma çabası ve derin bir iyileşme yolculuğu olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle kitabın içeriğinde yer alan “Yaradan’a Mektup” ve Utku’ya yazılan sızılı mektuplar o kadar samimi ve duygu yüklü ki okurken insanın boğazı düğümleniyor. Vuslat Varol Çolakoğlu, okuru sadece
Ben Bu Dünyaya Ait DeğilimVuslat Varol Çolakoğlu · Theseus Yayınevi · 20266 okunma