Dostlar, Romalılar, yurttaşlar, beni dinleyin!
“Ben Caesar’ı övmeye değil, gömmeye geldim. İnsanların yaptıkları kötülükler arkalarından yaşar, İyilikler ise çoğunlukla kemikleriyle gömülür; Caesar için de öyle olsun. Ey akıl! Vahşi hayvanlara kaçmışsın sen, İnsanlar da yitirmiş duygularını... Bağışlayın beni; kalbim şurada, Caesar’ın tabutunun içinde, Ve o bana geri dönene kadar susmalıyım.” Julius Caesar
Artık biz seninle biz bile değiliz :)
Ne ben Sezar'ım, Ne de sen Brütüs'sün. Ne ben sana kızarım, Ne de zatın zahmet edip bana küssün. Artık seninle biz, Düşman bile değiliz.
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Küçük bir kızken denizkızı olduğumu hayal ettiğim günleri hatırlardım. Bodrum’da geçen yazları… Ve bu kez de bir selki olduğumu hayal etmeye başlardım. Bir zamanlar karaya çıktığımı, fok derimi ardımda bıraktığımı, insanların arasına karıştığımı ve korkunç bir hafıza kaybı yaşadıktan sonra geçmişimi unuttuğumu düşünmek hoşuma giderdi. Selki olduğunu bilmeyen bir selki olduğumu düşünmek… Bu, huzur veren bir düşünceydi; çünkü benimle ilgili birçok şeyi açıklıyordu aynı zamanda. Eğer ben gerçekten de karaya çıktığında deri değiştirerek insan olmuş ve denizlerdeki hayatını unutmuş bir fok kızsam, sık sık denize bakıp da hiç bilmediğim bir hayatın özlemini çekmem doğaldı. Ve hiç tanımadığım bir ailenin… Ve hiç bilmediğim bir aşkın. En çok da onun. … Sanırım hayatım boyunca bir sürünün parçası olmamanın üzüntüsünü yaşadım. Arkadaş grupları hiçbir zaman bana göre olmadı, hiçbir zaman kalabalık bir arkadaş grubunun içinde kendim olmayı beceremedim. Yalnızken ya da ikili ilişkilerde daha iyiyim. Ama bunun eksikliğini de hep çektim. … Rahat ettiğiniz yer her zaman ait olduğunuz yer olmayabilir. İnsan, sırf tanıdık bir duygu olduğu için, çocukken çok iyi bildiği bir aidiyetsizliğin içinde de kendini gayet rahat hissedebilir. Deniz ve müzik, böyle durumlarda derinlerde uykuda bekleyen duyguları uyandırabilir. Denize bakar, müzik dinler ve başka bir hayata duyduğunuz özlem dayanılmayacak oluncaya dek onu özlemeye devam edersiniz. Sonra da çekip gidersiniz. Bazılarımızın nihayet başardığı, bazılarımızın da yapmaya asla cesaret edemeyeceği şey işte bu. En azından bana olan şey buydu. Substack/ Zeynep Alpaslan- Patti Kahve Yapıyor
Substack
Geldiğim yerin önemi yok. Gideceğim yere gidince bakarız. Şu an ağaçlar, şu an serinlik, şu an canım ne içmek isterdi gerçekten, şu an orada olan bitenin içinde, o sahnede yer almak, o çocuğun gözlerine bakmak. … Çoğumuzun ‘orada ama yok değil’ olduğumuz zamanlarda yaşıyoruz. Bazen mesaj yazan birine konuşuyoruz, bazen telefonunda gezen birisinin bize bakmasını isteyip vaz geçip, biz de telefonun çukuruna atlıyoruz. Tavşanın peşinden ağacın kovuğuna atlayan meraklı Alice gibi. Telefona bakmayı bana bakmaya tercih ediyorsa, daha güzel bir yerde, ki zaten ben de pek enteresan değilim. Ben de hemen baktığı yere gideyim. … Yetmiş seksen yaşındakilerde görüyorum bu tüy gibi konabilme becerisini. Evinizde o yaşlarda biri varsa anlarsınız, zamanın kıymetini bilirler. Koşturmanın orayı kaçırmak olduğunu, üstünkörü anların ömrü çarçur ettiğini bilirler. Sakindirler, kontrol etmezler, sabırsızlanmazlar, huzursuz etmezler, planlar yapmazlar, torunlarının saçını okşamaya verilecek iki dakikayı altın zaman sayarlar. Zamanları samandan altına dönüşmüştür çoktan. Masal kahramanıdırlar artık. Olduğun yere tüy gibi inebilmek için, aceleden vaz geçmek gerekir ki zor, çünkü şu an hayat megafondan bağırıyor ‘çabuk! kaçırıyorsun!’ diye. ‘Kaçırıyorum zaten. Bilerek kaçırıyorum ben. Burada başka bir şey buldum, oraya gelmiyorum’ diyemiyoruz. ‘Ha, öyle mi dur geliyorum’ diyoruz. Sürekli bir yere çağırılan insanların yorgunluğunda, dinginliğe aş eriyoruz. Onu da telefonda arıyoruz. Bulamıyoruz. Bir şey taşımadan oraya gelip, bir şey taşımadan eve dönmek. Ve arada olan biteni sinema gibi izlemek. Patlamış mısır yiyerek, gülerek ağlayarak düşünerek bularak, merak ederek ve yanımdakinin elini tutarak, dediğini duyarak. Hafif olmak, konup durmak kafa işi. Bir düşünme biçimi. Kalbin ferahlığı.
Substack
Bi şekilde size “Ben varım” diyen birileri varsa acayip şanslısınız. Şanslısınız derken, ezberden gelmesin bu söz. Şansınızı kendiniz oluşturmuşsunuzdur zaten. … Duygularımızı tanıma ve duygularımızı yönetme işi de maalesef öğrenmemiz gereken bir şey. İnsan yavrusunun inanılmaz boş paket doğması, sürekli öğrenmek zorunda olması o kadar zor ve yorucu ki… Substack/ xoxo
Substack
bir gün lazım olur :)
Ha şimdi 7 yıldır evli olmak beni evlilik uzmanı yapar mı, yapmaz. Ama bir takım tespitlerim var… Buyrunuz efendim: 1-Bundan sonra “biz” dediğinizde aklınıza gelecek tek şey sadece ikinizden oluşan o biz olsun. Her zaman aynı fikirde olmayacaksınız. Bazen birbirinize karşıt konumda olacaksınız. Ama önemli olan bu ying ve yang’dan yapıcı bir bütün yaratmak. Siz bir takımsınız. Farklılıklarınız sizin süper gücünüz. Ama her zaman “biz” denen şeyin artık sadece ikiniz olduğunu hatırlayın. 2-Birbirinizi suçlayıcı, yargılayıcı, kırıcı ifadeleri asla kullanmayın. Hayatınızdan çıkarın. Bir davranışı gündeme getirirken “sen bunu yaptığında ben böyle hissediyorum” şeklinde bir sebep ve sonuç ilişkisine odaklanın. Ve ikinizin de yararına olacak çözümler ya da orta yollar bulmaya çalışın. 3- Bazen bazı sorunlar ve fikir ayrılıkları hemen çözülemez. Çözülemeyen sorunları zamana bırakın. Bazı sorunları zaman çözecektir, buna güvenin. O günü sevgi ve huzur içinde nasıl tamamlayacağınıza bakın. Küs yatmayın. Kırgın da olsanız birbirinize sarılmaktan, birbirinizi kucaklamaktan, öpmekten vazgeçmeyin. Bu “beni gıcık ettin ama seni seviyorum, bunu şimdi çözemesek de çözeceğimize inanıyorum” demektir. 4- Sorunlar ortaya çıktığında içinizi dökmek isteyebilirsiniz ancak bu basıncı ve sıcak buharı mümkünse ailelerinizden yana atmayın. İkinizin arasındaki durumlara en başta aileleri ve diğer üçüncü kişileri asla dahil etmeyin. Anne babalarınız bu işe dahil olmayacak kadar bilge değillerse, ne kadar iyi niyetli olsalar da çocuklarını koruma içgüdüsüyle tetiklendiklerinde verecekleri olası tepkileri tahmin ya da kontrol edemeyeceğinizi ve işin aklınıza gelmeyecek şekillerde büyüyebileceğini unutmayın. Eğer aileleri dahil edecekseniz hep birlikte gelin-kaynana TV programlarından birine katılarak
Substack