Denge Arayışı ama pek bulamayış
Kendimi az çok bildim bileli pek dengem yoktu ama genelde aşırılık vardı. Ve bu ne olursa olsun. (: Üzülmek, sevinmek, umut, karamsarlık vs. hep en uçlarındaydım. Bir sınırdan sonrasında ise yine az halim yoktu: Hiçlik vardı. :) O yüzden arası bozulduktan sonra konuşabilen ya da yüz yüze bakabilen insanlara hep şaşırırdım açıkçası. En kötüsü: Yüz yüze gelmek zorundayken dahi onların hiçbir şey olmamış gibi davranabilmeleri. Yüzsüz olabilirler saygı duyuyorum ama ayıbı ya da hadsizliği olmuş olan insanların telafisiz nasıl hayata devam ettiği de meraklarım arasındaydı. Çünkü ben cansız zannedilen eşyalarda dahi bir telafi arayışındaydım. Ki o tarz insanlar genelde sıradan da değil, sözde bize değer verenler oluyor. Ve bir çöp gibi hatta ondan da değersiz muamele gösteriyorlardı, şaka gibi. O kadar mide bulandırıcı ve iğrenç geliyor ki yüzleri hayatımda görebileceğim en tiksinç şey gibi geliyor ve cidden yüzümü buruşturuyordum. Kendimi "dengesiz", "ayarsız" vs. diye nitelendirdiğimde sonralar da asıl sorunun "normal" olarak ele alınmışlar olduğunu gördüm. Benim vicdanım bir olumsuz yüzde veya ses tonunda dahi beni uyutmaz: Kafamı koyup gözden geçirirken belki yoğunluktan arka plana attığım şey "Şuna şöyle yaptın ve haksızdın. Düzeltmedin ki nasıl uyuyacaksın, uykunda ölüp ölmeyeceğin bile belli değilken nasıl uyuyup ertelemeyi göze alırsın? Kendine yakıştırıyor musun, Allah seni her an gözetirken bu yanlışını görmediğini mi sanıyorsun? Düzelt sonra ne yaparsan yap." şeklindeydi. Dışarıdan çok ters, dediğim dedik, umursamaz, donuk, gıcık, belki ruh hastası modumdayken dahi dikkatli olmaya çalışırdım: Belirdiğim bir standartlık durumu vardı ve yabancı olan herkese o modu yansıtırdım. Sanırım ölçüyü nadiren başardığım en güzel olaylardan biri de bu. Biraz saldırgan
Duygu ve Düşünce
Ben depresyona girmiyorum benım normalim bu. Depresyon bana insanın kendi kendine yarattığı bir dram gibi geliyor. Kafanın içinde yaşamak ve kimseye bir şey anlatamamak... bu depresyon degil.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kimsin SEN? -2
Bir akşam, yine loş odamda yalnız oturuyorum. Perdeler kapalı, sadece masa lambasının sarı ışığı titriyordu. Belki de titreyen bendim… İçimden bir ses yükseldi. Net, soğuk, neredeyse alaycı. “Sen kimsin?” diye sordu. Durakladım. Kendi sesimdi bu, ama ben değildim. Sanki boğazımın derinliklerinden, kafamın içinde yankılanan bir sesti bu. Yutkundum. “Ben... ben Muhammed’im,” diye mırıldandım kendi kendime. İç ses güldü. Kısa, kesik bir kahkaha. “Hayır. Muhammed kim? O adam dışarıda, insanlara gülümsüyor, işe gidiyor, herkes tarafından seviliyor. Sen kimsin? Gerçekten burada, bu koltukta oturan şey... o kim? ”Kalbim hızlandı. Aynaya baktım, ama ayna da bana bakmıyordu sanki. Yüzüm aynıydı, ama gözlerimin arkasında biri vardı. Biri izliyordu. “Sus,” dedim fısıltıyla. “Ben benim. Normalim.” İç ses yaklaştı, kulaklarımın içine sokuldu: “Normal mi? Dün gece yine konuştun benimle. Hatırlıyor musun? ‘Beni yalnız bırak’ diyordun. Ama ben buradayım. Her zaman buradayım. Senin içindeyim. Sen bensin. Ya da... ben senim?” Oda daha da daraldı. Duvarlar fısıldamaya başladı, ama hayır, fısıldayan yine oydu. “Bak,” dedi iç ses, bu sefer daha yumuşak, neredeyse merhametli. “Korkma. Sadece soruyorum. Sen kimsin? Çünkü ben artık emin değilim. Sen mi beni yaratıyorsun, yoksa ben mi seni taşıyorum?” Gözlerimi kapattım. Karanlıkta bile kaçamıyordum. Çünkü karanlık da içimdeydi. “Bilmiyorum,” diye itiraf ettim sonunda, sesim kırık. “Artık bilmiyorum...” Ve iç ses, tatmin olmuş gibi sustu. Ama sadece bir anlığına. Çünkü biliyordum ki, birazdan yine soracaktı. “Sen kimsin?” Bu sefer daha yüksek, daha ısrarcı. Ve ben, cevap veremeden, sadece titreyerek bekledim.
Normalım :))
Ben dünya ve modrin klasikler her yerde var diye hiç parayla satın almadım kütüphanelerde okudum. Ben normal değil miyim? Lütfen normal deyin 🙂
1000Kitap
Benim normalim bu
Bilmiyorum bu devirde kimileri çok iyi niyet göstergesi ya da "tribünlere oynamak" olarak anlıyor pozitif olmayı, değer vermeyi ama benim normalim bu mesela biri bana beni düşünerek bı kolye alırsa- hiç tarzım olmayan bişey dahi- ben onu bı şekilde kendime uyarılarım ve takarım anısı olduğunu bilmek güzel. İnsanlar tarzımı beğenir beğenmez düşünmüyorum bile. Senin penceren kirliyse benim sorunum değil. Reklamcılık oynamıyoruz bu hayatta. Dış görünüş elbette önemli ama insanlar dış görünüşlerine önem verdikleri kadar keşke iç güzelliklerinede önem verebilseler. Keşke o pencereyi temizlemeyi öğrenebilseler.
Düşünce
Dün o kadar zor bir gündü ki, kendime kaldıkça canımın çok acıdığını farkediyorum. Şokum geçtikçe içimdeki suların kaynadığını, ciğerlerimin sızladığını hissediyorum. Bulunduğum anda yerimde duramayıp, kabımda kendimi bir köşeye atmak isteyecek kadar gitgelli bir acının içimdeyim. Ve günlerdir toparlamak için etrafımda olan insanların biri, iki gün önce "uzun zamandır tekrar hayatından kaçıp etrafın için pervane olduğunun farkında mısın?" cümlesini kurduğu için elim kimseye görüşelim yazmaya gitmiyor. Nasılsın sorularına normalim diyorum. Oysa canımın bir parçasının canı benden kat kat fazla yanıyor şuan ve ben kavruluyorum. Derin nefes alıyorum, kitap okuyorum, kendimi zorbalıyorum, ödev yapıyorum falan ama tek başıma buradan kalkabilecek miyim bilmiyorum. Günlerdir dua ediyorum, dostumu toparlayabilmem için bir ışık, bir yol istiyorum. Güçümü bırakmamam gerektiğinin farkındayım, kendime, mentalime iyi bakmam gerektiğinin. Tam o sırada hayatın anlamıyla çakışıyorum. İçimden çok insana koşup, sarılıp acımı paylaşıyorum. Ama dışarıdan acımı paylaşmayı da bilmiyorum. Dün terapi yürüyüşündeki dostum aldı dönüşte. Ben seni nasıl bulacağımdan çok korkuyordum, beklediğimden iyisin dedi. Şokumun geçtiğini, dostum ışık açtığı için hayatı normalleştirmiş ve entegre olmuş hissediyordum o an. Hatta elde olmadan rutinlerde kaybolabiliyorsa insan, ne kadar kıymetsiz yaşamak dedim. Dün yol verdiğimiz ambulansın arkasında dörtlülerini yakıp giden o arabayı da gördüğümden beri kırmızı çizgilerim dahil, opaklığını kaybetti. Bugüne de koşuşturmaya başlayınca, başardığımı sanınca arkadaşım için ayakta durmayı biliyorum aferin dedim kendime. Oysa hepsi bir ilüzyonmuş. Bir süre daha yaşayacaklarım gibi. Bilmiyorum günü nereye koşup bitiririm, nerede regüle olurum , nasıl günü aydırırım.