amelos

amelos
@benamelos
“Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.” Mustafa Kemal Atatürk #202162173
Gangsterler son vurgunlarının ardından daima annelerine sığınırlar.
Sayfa 9
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Arkadaşlarımın annelerine bakıyordum. Bunlar kocaman hanımlardı, hemen hemen hepsi de annemden iriydi. Annem en güzel anneydi, oysa çoktan otuz beşine girmişti. Herhalde gül olan beyaz çiçekli kırmızı bir elbise giymişti, “güzel anneme beyaz güller...” Bir gün ben otuz beş yaşıma girdim, bu bana tuhaf geldi, annemin yaşındaydım. İnsanların yaşıyla her zaman sorunum olmuştur. Zamanın sadece geçtiğini, durmadığını unutuyorum, insan ancak sonradan, bıraktığı izlerden anlıyor zamanı.
Sayfa 50
Normalde çocuklar ağlar, yetişkinler değil. Hele anneler hiç, onlar ağlayan çocukları avutmak için gelmişlerdir dünyaya. Burada roller tersine çevrilmişti. Tersine bir dünyaydı. Bir an kalkıp onu teselli etmeyi düşündüm. Cesaret edemedim. Üstüne çektiği yorganın altında sessizce ağlıyorsa, saklanıyor demekti. Ağladığı duyulsun istemiyordu. Bu bir kâbus değildi, bu sona erecek kötü bir rüya değildi. Hayatı kötü bir rüya olduğu için ağlıyordu o. Elimden bir şey gelmezdi.
Sayfa 69
Kalacağımız Tonton Roger'nin evini bulacağız diye canımız çıktı. Annem şehir planını yanına almayı unutmuştu. Vardığımızda, "Bende bir terslik var" diyecekti... Hayatımın en büyük şansı olduğundan haberi yoktu. Bunu ona söylemeye cesaret edemedim, o bana hislerimi bastırmayı öğretmişti.
Sayfa 96
Annem televizyonun karşısında. Saat sabahın 9’u. Üstünde çiçekli bornozu, bir Brezilya dizisi seyrediyor, dizi de çiçek çiçek, üzerinden şeker kamışı şurubu gibi bir müzik akıyor. Köhnenin köhnesi bir televizyon programı. Onu bu acıklı şeyi seyrederken gördüğüm için rahatsızlık duyuyorum. Sinemayı seven, şiir ve müziğe hayran olan o. Çok daha iyi şeylere layık o. Böyle bir şeyi nasıl sevebilir? Ona bunu sert bir şekilde söyledim, kızdı. Paris’e döndüm. Onu televizyonunun karşısında yalnız bıraktım. Yolda, onun bunu sevmediğini anladım, ama artık vasatlık, bayağılık, çirkinlik kaçırtmıyordu onu. O an onun ne kadar yalnız olduğunu anladım. Eğer kalsaydım, televizyonu açmayacaktı.
Sayfa 110