yollar görünmez kayalarla doluymuş... onlara çarpmamak lazımmış, daha fenası gizli cereyanlar varmış ki insan onlara kapıldığı zaman yolun değiştiğini, gittikçe uzaklaştığını fark edemezmiş... tâ kendisini başka sahillere düşmüş görünceye kadar...
onu bekliyorum. evet, her gün, her an bekliyorum, ama tuhaf bir bekleyiş bu. umutlanmadan, hatta sanki hiç önem vermeden bekliyorum. bir üzüntü hissetmiyorum artık. bu bekleyişin en önemli yönü, sürekli bir durum olması; düşüncelerimin, hayatımın doğal bir parçası gibi.
"bir damla kan ve bin endişe." işte unutmayı başaramayan insanın trajedisi bu sözlerde gizliydi. ömrünü endişeyle tamamlayan ve sürekli acı çekmeye mahkum olan bir zavallı ruh.