Bayan Ming'in Hiç Olmayan Çocuğu benim için kısa hacmine rağmen büyük duygular taşıyan bir romandı. Éric-Emmanuel Schmitt son derece naif, sade ve akıcı bir dil kullanıyor; kitap sanki bir roman değil de iki insan arasında geçen uzun bir sohbet gibi ilerliyor. Özel hayatındaki kırgınlıklardan uzaklaşmak için Çin'e gelen Fransız anlatıcının Bayan Ming ile kurduğu dostluk, kültürler arasındaki farklılıkların ötesinde insanın anlaşılma ihtiyacını gösteriyor. Kitapta beni en çok etkileyen şey ise Bayan Ming'in çocuklarından bahsederken kullandığı sevgi dolu dil oldu. Sayfalar ilerledikçe bunun sadece bir aile hikâyesi değil, insanın umut etme, kendine bir anlam yaratma ve hayata tutunma biçimi olduğunu hissediyoruz. Ayrıca Konfüçyüs düşüncesinin romana yerleştirilme şekli çok başarılı; felsefe bir ders gibi anlatılmıyor, günlük konuşmaların içine doğal bir şekilde karışıyor. Bu yüzden kitap hem düşündürüyor hem de insanın içini yumuşatıyor. Bende kalan duygu hüzünden çok şefkat oldu. Kısacık bir metnin içine bu kadar sevgi, bilgelik ve insanlık hâli sığdırabilmesi kitabı benim gözümde özel kılan şeydi.