Yıllar önce, İstanbul aşkıyla okuduğum iki büyülü eserdi Boğaziçi Yalıları ve Boğaziçi Mehtapları. Itrî'nin nevâkârını dinleyip, satırların altını renkli kalemlerle çizerken, boğaziçinin munîs dalgaları, musiki ile yazı arasındaki berzahtan geçip ruhumun sarnıcına dökülüyordu. Sular dalga dalga zamanı kıyıya devrediyor, Yahya Kemal'den mısralar, Huzur'dan satırlar kâh ikindinin o erguvanî ahengi, kâh gurubûn zerrîn vedasıyla derinleşen muhayyileme nakşoluyordu.
Abarttım mı? Hayır. Üşenmedim, kaktım Boğaziçi Mehtaplarını elime aldım. Pembe kalemle altı çizilmiş bir satırı okudum: "Geçmiş bir zamanı anlamak için bize belki ilmimizden ziyade cehlimiz yardım edebilir." Câhilâne bir heves miydi ilk paragrafta yazdığım şeyler? Belki, ama heyecanı 15 yıl sonra bile bende kalmış.
***
Hastalık derecesine varan titizliğini biliyordum Abdülhak Şinasi Hisar'ın. Yazı hayatında da titiz olduğunu elbette işitmiştim. Bu kitabında yazı konusundaki titizliğini hissedebildim. Özellikle yazı yazmanın ciddi ve yorucu bir iş olduğunu defalarca vurgulamış.
Hisar'a göre elbette okumam da ciddi bir iştir a ama onda ruba cazçpmgelen bir yön de vardır
"Evet okumak, bazen muhakkak çalışmaktır. Fakat her zaman çalışmak mıdır? Tecrübelerime göre okumak çok kere çalışmak sayılmaz. Okumak, bilhassa bir faaliyet değil bir mutavaattır."
"Tiryaki, yeni sigarasını, bitmek üzere olan sigarasıyla yaktığı gibi, o da, elindeki kitabın bittiği dakikada yeni bir kitaba başlamak ister. Okumak, bir iptiladır."
***
Son olarak kitaptaki yazıları derleyen bir garip adamdan bahsetmek istiyorum: Necmettin Türinay. Öğrenciyken Ankara Kocatepe kitap fuarında tanışmıştık kendisiyle, çay ve kurabiye ikram etmişti. O zamanki munis tavrını çok sevmiştim. Nasıl bir okuyucu olduğunu gözlerinden