Tavsiye kitap mı
10/10
·269 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Yıllar önce okumuştum birine bir kitap hediye edeceğim acaba beğenilir mi diye düşünceye kapılmayacağınız nadir kitaplardandır. Hele o pembe kapağı harika . Alaylı bakışlarla gelen bir arkadaş ne okuyorsun demişti bende pembe öküz resimli kapağı göstermiştim. İçindeki tespitler harika. Kişisel gelişimin içinden geçmiş Bülent abim mekanı cennet olsun. Bu sefer de yeşil kapaklı kitabını okuyorum yine döktürmüş
İçinizdeki Öküze Oha DeyinBülent Akyürek · Fincan Yayınları · 20171,168 okunma
Puan vermedi·124 syf.··
2026 25. kitabı
"Ben hiç mutlu oldum mu?” Sanırım kitabın kapağını kapattığımda ve sonrasında uzun süre boyunca zihnimde en çok yankılanan cümle bu oldu. Kısa bir hikâye olmasına rağmen oldukça yoğun, hatta yer yer zorlayıcı; buna rağmen edebî değeri son derece yüksek. Bir çırpıda okunacak değil aksine sindire sindire okunacak bir kitap. Tip Marugg, varoluşsal sancıları ve yalnızlığı ajitasyona kaçmadan, şiirsel ve vurucu bir dille okuyucuya sunuyor. Karakterin zihninden dökülen her cümle, derin felsefi sorgulamalar barındırıyor. Kitap, bir adada, gece vakti verandasında viskisini yudumlayarak sabahın gelişini bekleyen yaşlı bir adamın içsel monologları ve anıları üzerine kurulu. Melankolik ve ağır bir atmosfere sahip olduğu için herkese rahatlıkla önerebileceğim bir kitap değil; çünkü ben de okurken zaman zaman oldukça zorlandım. Ancak kitabın kapağını kapattığımda zihnimde bıraktığı sorgulamalar ve hissettirdikleri benim için çok değerliydi. Yazarın karaktere bir isim vermemiş olması ise bana, okuyucuyu karakterin bizzat kendisi yaparak hikâyeye davet ettiği hissini verdi. Zaten güçlü betimlemeleri sayesinde zihninizde canlanan dünyaya kolaylıkla dahil oluyor, kendinizi hikâyenin içinde buluyorsunuz. Karayip edebiyatından ilk okumam olan Sabahın Kükreyişi, ilerleyen zamanlarda kesinlikle tekrar okumak istediğim eserlerden biri. Tıpkı Küçük Prens gibi, her okunuşta zihnimde farklı kapılar aralayacağını ve bana yeni bakış açıları kazandıracağını düşünüyorum. İkinci kez okuduğumdaysa bende nasıl izler bırakacağınıysa şimdiden merak ediyorum.
1000Kitap
Sabahın KükreyişiTip Marugg · İdeal Kültür Yayıncılık · 202529 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
6/10
·232 syf.··
2026 17. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 00:00
Kusursuzca Kusurlu serisinin ikinci kitabı olan Kırgın Fısıltılar’ı, Tuvaldeki Yaralar’dan sonra çok ara vermeden okudum ve bunu da yine iki günde bitirdim. Normalde bu tarz kitaplar okuyan biri değilim. Daha çok edebi kitaplara, dili güçlü metinlere ve karakterlerin iç dünyasına daha derinden giren romanlara yönelirim. Ama yakın bir arkadaşımın önerisiyle bu seriye başlayınca, mafyatik romantik drama türünün neden bu kadar hızlı okunduğunu da anlamaya başladım. İlk kitap beni ortaokulda okuduğumuz Wattpad kitaplarına götürmüştü. Kırgın Fısıltılar’da da o his devam etti. Yine karanlık bir atmosfer, hızlı ilerleyen olaylar, romantik gerilim ve dramatik bir hava var. Kitap kendini okutuyor, bunu inkar edemem. Zaten iki günde bitirmem de bunun kanıtı. Ama açıkçası bu kitabı ilk kitap kadar sevemedim. Benim için en büyük sorun, bazı duyguların ve olayların fazla hızlı ilerlemesiydi. Türün dinamikleri gereği bazı şeylerin abartılı olmasını bekliyordum ama yine de yer yer daha fazla derinlik aradım. Özellikle karakterlerin yaşadıklarını, birbirlerine yaklaşma biçimlerini ve duygusal geçişlerini daha güçlü okumak isterdim. Bazı yerlerde hikaye akıyor ama beni tam olarak içine almıyor gibiydi. Kırgın Fısıltılar, Bianca ve Mikhail üzerinden ilerleyen mafyatik romantik drama türünde bir kitap. Bu yüzden edebi bir roman beklentisiyle okunursa hayal kırıklığı yaratabilir. Bence bu kitap daha çok hızlı akan, kafa dağıtan, romantik gerilimi yüksek ve türün kalıplarını seven okurlara hitap ediyor. Ben türün yabancısı olarak okuduğum için bazı yerlerde eğlendim, bazı yerlerde göz devirdim. Akıcıydı, sıkmadı, merak ettirdi ama bende güçlü bir etki de bırakmadı. Bu yüzden puanım biraz daha düşük kaldı. Kısacası Kırgın Fısıltılar benim için hızlı okunan ama çok iz bırakmayan bir
Kırgın FısıltılarNeva Altaj · Artemis Yayınları · 20232,273 okunma
8/10
·168 syf.··
2026 15. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 00:00
Kalk Yerine Yat, Şermin Yaşar’ın kalemini seviyorsanız sizi yine tanıdık bir yerden yakalayacak öykü kitaplarından biri. Bu kitapta büyük büyük olaylar, uzak hayatlar ya da abartılı dramlar yok. Daha çok yanımızdan geçip giden, belki apartmanımızda yaşayan, belki akrabamız olan, belki de bir yerde oturup konuşsak hikayesini dinleyeceğimiz insanların halleri var. Şermin Yaşar’ın sevdiğim tarafı da bu zaten; sıradan görünen insanlardan sıradan olmayan duygular çıkarabiliyor. Kalk Yerine Yat, 12 öyküden oluşuyor. Her öyküde başka bir insanın hayatına kısa bir süreliğine misafir oluyorsunuz. Kimi zaman içten içe gülümseten, kimi zaman da insanın boğazına küçük bir düğüm bırakan hikayeler bunlar. Öyle büyük cümlelerle değil, daha çok günlük hayatın içinden gelen bir dille anlatılmış. Bu yüzden okurken “ben bunu tanıyorum” hissi sık sık geliyor. Kitabın adını çok sevdim. “Kalk yerine yat” cümlesinde çocukluktan kalma bir ses var. Güven veren, üstünü örten, nereye ait olduğunu hatırlatan bir ses. Kitabın öykülerinde de biraz bu his var bence. Hayatta yanlış yerde kalmış, yorulmuş, kendi yerini arayan insanların hikayelerini okuyorsunuz. Bazen insan gerçekten de sadece yorulduğu için değil, ait olmadığı yerde kaldığı için de uyuyamıyor. Şermin Yaşar’ın dili sade ama etkili. Bazı cümleler çok basit görünüyor ama gelip insanın içinde bir yere oturuyor. Fazla süslemiyor, duyguyu gözümüze sokmuyor, karakterlerini de acındırarak anlatmıyor. Bu bence kitabın en güçlü taraflarından biri. Çünkü anlatılan insanlar gerçek hayata yakın duruyor. Eksikleriyle, tuhaflıklarıyla, yalnızlıklarıyla, küçük beklentileriyle ve bazen de suskunluklarıyla varlar. Öykü kitaplarında en sevdiğim şey, kısa bir metnin insanı uzun uzun düşündürebilmesi. Kalk Yerine Yat’ta da bunu hissettim. Bazı
Kalk Yerine YatŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 20257,9bin okunma
7/10
·300 syf.··
2026 13. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 00:00
İki Yeşil Susamuru, Buket Uzuner’in kalemini merak ederek başladığım ve genel olarak severek okuduğum bir kitap oldu. Kitapta en çok dikkatimi çeken şey, insan ilişkilerinin sadece görünen tarafıyla anlatılmamasıydı. Aile, aşk, arkadaşlık, yalnızlık, bağlanma korkusu, geçmişten gelen kırgınlıklar ve insanın kendini bulma çabası romanın içinde sürekli hissediliyor. Buket Uzuner, karakterlerin hayatına bakarken sadece yaşanan olayları değil, o olayların insanın içinde bıraktığı izleri de göstermeye çalışmış. Bu kitapta aşk, bana çok romantik ve kusursuz bir yerden anlatılıyor gibi gelmedi. Daha çok insanın eksikleriyle, korkularıyla, geçmişten taşıdıklarıyla bir ilişkiye nasıl dahil olduğunu düşündürüyor. Bence kitabın güçlü taraflarından biri de buydu. Çünkü bazı ilişkiler sadece iki insan arasında yaşanmıyor; aileden gelen yükler, eski kırgınlıklar ve insanın kendine bile söyleyemediği şeyler de o ilişkinin içine karışıyor. Buket Uzuner’in dili akıcı ama yer yer yoğun. Bazı bölümlerde karakterlerin iç dünyasını okumak hoşuma gitti, bazı bölümlerde ise anlatımın biraz uzadığını hissettim. Özellikle bazı düşüncelerin daha az açıklanıp okura bırakılmasını isterdim. Bu yüzden kitabı sevdim ama tam anlamıyla içine gömüldüğüm bir okuma olmadı. Yine de İki Yeşil Susamuru bende güzel bir tat bıraktı. Şehirli insanın yalnızlığı, ilişkilerdeki karmaşa, kendini arama hali ve geçmişin insanın bugünkü seçimlerine nasıl karıştığı üzerine düşündüren bir romandı. Yer yer tanıdık, yer yer yorucu, yer yer de oldukça gerçek hissettirdi. Buket Uzuner’in anlatımını sevenlerin beğeneceğini düşünüyorum. Benim için iyi bir okumaydı ama eksiksiz değildi. Puanım: 7,5/10
İki Yeşil SusamuruBuket Uzuner · Everest Yayınları · 20256,8bin okunma
10/10
·192 syf.··
2026 4. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2026 00:00
Bu Beden Benim Evim, Rupi Kaur’un her yıl Şubat ayında yeniden okuduğum üç kitabından üçüncüsü. Süt ve Bal bende yaranın adını koyan, Güneş ve Onun Çiçekleri yeniden büyümeyi hatırlatan bir yerde duruyorsa; Bu Beden Benim Evim daha çok insanın kendi içine dönmesi, kendi bedeniyle, zihniyle ve geçmişiyle aynı evde yaşamayı öğrenmesi gibi geliyor bana. Bu kitabı okurken en çok şunu hissediyorum: İnsan bazen kendine bile yabancılaşabiliyor. Kendi bedeninden, kendi düşüncelerinden, kendi sesinden uzaklaşabiliyor. Rupi Kaur bu kitapta bana tam olarak bunu düşündürüyor. Kendine dönmek, kendini yeniden duymak ve içinde yaşadığın bedeni sadece taşıdığın bir şey gibi değil, gerçekten ait olduğun bir yer gibi görmek… Bu yüzden Bu Beden Benim Evim’in bendeki yeri farklı. Diğer iki kitap kadar kırılma ve yeniden çiçeklenme hissi var ama burada daha içe dönük, daha sessiz, daha kendinle baş başa kalan bir taraf var. Bazı sayfalar sanki insanın kendi kendine söylemesi gereken ama bir türlü söyleyemediği cümleler gibi. Her yıl bu kitabı yeniden okuduğumda sayfalarına farklı notlar almam da bundan. Çünkü bedenimle, kendimle, geçmişimle ve içimde taşıdıklarımla kurduğum ilişki her yıl değişiyor. Daha önce altını çizdiğim bir satır bu sene bana uzak gelebiliyor; geçen yıl geçip gittiğim bir sayfa ise bu kez uzun süre aklımda kalabiliyor. Kitap aynı kalıyor ama ben değişiyorum. Bu yüzden bu üç kitabı her Şubat yeniden okumak bana kendimi yoklamak gibi geliyor. Rupi Kaur’un dili yine çok sade. Belki de bazı okurlar için fazla sade. Ama benim için bu sadelik, özellikle bu kitapta çok yerinde. Çünkü insanın kendine dönmesi bazen büyük cümlelerle olmuyor. Bazen sadece küçük, net, içten bir satır yetiyor. Bir cümle geliyor ve insanın içinde uzun zamandır dağınık duran bir şeyi yerine
Bu Beden Benim EvimRupi Kaur · Pegasus Yayınları · 20221,487 okunma