Camın önüne çektiğim sandalyede oturmuş, kulağımda akşamüstünün sesleri, sigara üstüne sigara içiyorum. Kırılan yerimi yokluyorum başparmağımla, onun bir "hoşçakal" notuyla kopup gittiği yeri.
Çıt diye kırılıyor iki insan. Bir vakit kaynadıkları yerden. Kimse duymuyor. Arabalar geçiyor sokaktan. Çocuklar koşuyor. Küfrediyor biri. Bir kadın camdan bağırıyor mahalle bakkalına: "Kadir, iki ekmek!" "Tamam, abla! Hemen!" Pof diye bir torba iniyor gökten yolun ortasına, başka bir kadın her gün aynı saatte çöp torbasını atıveriyor mutfağın camından. Kimse duymuyor o incecik kırılma sesini, hayatın gürültüsü patırtısı içinde. Bir tek ikisi.
Bu evin de yüzmüş yüzmüş kuyruğuna gelmiştim işte, bu gece son, sabah yine yollara düşecektim. Galiba bir kez daha kimseden değil kendimden kaçmaya yeltenecektim.