7/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 434. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 09:18
Kitap Bengi Dönüş fikrini daha iyi anlamamı sağladı. Tabi farklı bakış açısı kazandırdığı için. Nietzsche'nin gelenekçi din anlayışına karşı olmasının yansıması olarak bir Tanrı tezahürü olarak ortaya çıktığını anladım. Sonsuz döngünün nedenselliğindeki muğlaklığa rahatlıkla Tanrıya giden yolun benzeridir. Kurtlarla koşan kadınlar kitabını okuyan kişiler bu kitaptaki karakterlerin örnekleri ile bakış açılarını örneklendirebilirler.
Duygu ve Düşünce
Varolmanın Dayanılmaz HafifliğiMilan Kundera · Can Yayınları · 202413,2bin okunma
Puan vermedi·288 syf.··
Beğendi
·
2026 97. kitabı
·
65 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 12:12
Septoloji, birbiriyle bağlantılı yedi ayrı eserden (roman, oyun veya şiir) oluşan edebi bir seri veya yapı anlamına gelir. 2023’te Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer bulunan, Öteki İsim’in de içinde olduğu yedi kitaptan oluşan bu derinlikli metin New York Times ’ın 21. Yüzyılın En İyi Yüz Kitabı arasında. Sanırım yazarı ve yazdıklarını özel kılan, #dokuzkatlıinsan ‘ı en filtresiz haliyle çözümlerken okuyucusunun kendisiyle özdeşleştirebileceği benliğine dokunması… Bengi dönüşün aksi sedası bir nevi … Tüm metin ben’liğe, varoluşa, inanca, hiçliğe ve her şeye dairken yazar odağına aldığı iki soruyu dikte etmeden ama altını çizerek soruyor okuruna. Bizi, biz yapan nedir? Bize biçilen hayat, sadece bir hayat mıdır? Karakterler ve olay(n)lardan bahsetmeyeceğim, bunlar arka kapakta eser miktarda da olsa fikir verici olarak bulunuyor. Ben size, kendini, dünyayı, döngüyü “gerçekten gören” Fosse’nin eşsiz büyüsünden cirmimce bahsetmek istiyorum. En basit kelimelerle bile nasıl bağ kurulabileceğini gösteren sihrinden… Noktalama işareti olarak sadece virgülü kullanıp her şeyin, herkesin birbirine ulandığını; yaşamın bazen sadece bir eklenti olduğu ve nihai sona kadar bunun bir devam olduğunu gösterdiği oyunundan… Metin boyunca sıkça kullandığı geri dönüşlerin ve tekrarlamaların sırrının kendisini dev aynasında gören, ruhu cüce kalmışların ya da kendisini küçük gören/ kendini göremeyenlerin travma ve nefretleriyle küçülttüğü dünya döngüsüne yaptığı atıf olduğundan … “Bana hüzün bahşedildi ve ben bir şair oldum,” der Ibsen. Acı, hüzün, keder de bir armağandır, tıpkı mutluluk, neşe, sevinç gibi… Mesele bunları nasıl karşıladığındır, demiş Fosse. Katılmamak mümkün değil, zirâ bir şeyin nedeni güçlüyse nasılı kolaydır. Yazım dilinin kolaylığına rağmen anlatı üslubu ile demir
Öteki İsimJon Fosse · Monokl Yayınları · 202525 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
YARALARIN VE YARALILARIN TARİHİ
10/10
·199 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
Türk edebiyatında İstanbul'un baskın bir ağırlığı var. Cemal Süreya, bir yazısında bu ağırlığın azaldığını vurgulasa da metinler "İstanbul" merkezli olmaya devam ediyor. Türk edebiyatının daha kapsayıcı, çeşitli ve ülkenin bütün gerçekliğini yansıtabilmesi için taşranın, yüzeysel veya dışarıdan bir bakışla değil, kendi özgün dinamikleri, derinliği ve çeşitliliğiyle daha fazla ve daha nitelikli bir şekilde işlenmesi gerektiği açık. Dolayısıyla Türk edebiyatı ülkenin bütününü yansıtamıyor. Taşranın zengin karakter ve mekân potansiyeli göz ardı ediliyor. Taşra işlendiğinde bile, bu genellikle İstanbul'dan bakan bir gözle romantize edilerek, egzotikleştirilerek veya tam tersine aşağılanarak, karikatürize edilerek yapılabiliyor. Bu sebeple de taşra insanının derinliği, çatışmaları ve gerçekliği yerine basmakalıp tiplerle karşılaşıyoruz. Göç, yoksulluk, toprak sorunları, kültürel çatışmalar gibi taşrada yoğun yaşanan temalar eksik kalıyor. Anadolu'nun zengin folkloru, yerel ağızları, inanışları ve yaşam pratikleri edebiyat için büyük bir kaynak olmasına rağmen, İstanbul merkezli bir bakış açısı bu zenginliği yeterince değerlendirilmiyor. Bu eleştirilerin "anlamlı" olması için bile öncelikle aksi örneklerin ete kemiğe bürünmesi şart. "Hafriyat" işte tam da bu sebeple dikkate alınması gereken bir roman. “Hafriyat”, Osman Özarslan’ın ilk kitabı olmasa da ilk kurgu kitabı. Özarslan, romanına epigraf olarak Fransız sürrealist şair Joë Bousquet’in o meşhur aforizmasının ilk kısmı seçmiş. “Yaralarım benden önce de vardı.” Pekala, Karacaoğlan’ın “Kim var imiş biz burada yoğ iken” de olabilirdi epigraf. Çünkü roman kelimenin tam anlamıyla bir kazı çalışması. Geçmişi, kültürü, dili, geleneği, travmaları kazıyor roman boyunca. Geçmişi katman katman farklı zaman dilimlerinde takip
HafriyatOsman Özarslan · İletişim Yayınnları · 202534 okunma
Akıp gidiyor ama tam olarak hikayenin içinde değilim.
8/10
·528 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Duzah, ilk basta epey etkilendiğim bir kurgu çünkü her karakterin kendi hayatının başrolü olduğu gösterilmiş. Yan karakterler figüran muamelesi görmüyor. Başka bir karakteri, sadece basrolun gördüğü kadarıyla görebiliyoruz ama gördüklerimizden ibaret olmadığı belli edilmiş. Nasıl mı? İlk basta şu şekilde düşünmüştüm; kitaplar, her şeyi gerekli ayrıntılarla anlata anlata ilerleyenler ve başrolün o an yaptığı,gördüğü, düşündüğü şekliyle ilerleyenler olarak ikiye ayrılır. Bizim ki 2.oluyor yani hikayenin bir yerinden başlamış ve o andan itibaren bengi ne düşünürse ya da görürse biz de onu okuyoruz. Mesela, abisi uzaktaymış ama bengi onun nerede olduğu yada kaçtığı gerçeğini düşünmek yerine, onun hakkında sahneye göre değişen, daha farklı şeyler(geçmişten anılar vs) düşündüğü için ilk basta hayatta olup olmadığını bile anlamadık. Öyle bir konuşuyordu ki sanki ölmüş. Eh onu bırakıp gitmesi boyle bir etki bırakmış olabilir. Bilemiyorum, belki de bu yüzden bize hafiften ölü gibi gösterilmiştir. Sonuç olarak her şeyi şak diye göstermiyor. Ne zaman karakterler o olaya, bilgiye denk düşerse, o zaman görüyorsun. Yan karakterler için de aynı şey söz konusu. Basroller biriyle yan yana gelirler ve sadece onların gördüğü kadarını görürüz ama arka planda o karakterin yaptığı birçok şey olduğu, o an ki rolünden ibaret olmadığı anlaşılır. Yazar işin bu kısmını iyi yapmış. Artı olarak slow burn olmasına rağmen sıkmıyor çünkü karakterler 1.kitapta hep yan yana, 2.kitapta ise zaten ilişkileri sıkmayacak kadar ilerlediği ve gereksiz olaylara çok yer vermediği için sıkıntı olmuyor. Özellikle incelendiğinde bir sürü sıkıntı çıkması ayrı mevzu. İşin uzmanı olmadığım için YouTube(Jülide müşerref ç.) incelemesinde bahsedilenleri pek fark etmedim ama şunu söyleyebilirim; hikaye, yazarin
Duzah 1Hazel Noya · Ephesus Yayınları · 2025450 okunma
Benim Düsüncem
Puan vermedi·528 syf.··
2026 4. kitabı
Aslında kitap güzel baya beyendim.bazi insanlara göre karmaşık geleblir ancak daha sonradan insan anlıyor. Yazım dili evet biraz karışık ve pek anlaşılmıyor. Karekterlerin 2 tane ismi olunca ve soyadları baya karışıklık olunca insanın anlaması biraz uzun sürebiliyor. Kitap karekterleri olan odkan ve pervayi çök seviyorum. Gerçekten en cok acı çeken odkan oldu. Ancak en sinirime giden sey Bengi, abi malmisin amk, tamam bu dünyaya yeni adım atmış olabilirsin ancak bu dik başlilik ne aq. Perva bengiyi kurtarıyor Bengi 'beni koruma, ben kendimi korurum' diyor, o zaman siktir git öl amk, çok merkali isen ölmeye büyür kapı açik. Gerçekten serinin ilk yerlerinde baya gicikti. Pervaya karşı soyledihi laflar bir düşmana söylenemz AQ. Bide çıkmış babasının intikamını alıyor. Tamam al birşey demiyorum ancak senin baban lgorun ailesini öldürürken Ekaterina kendi elleri ile delirtirken öyle bir baba mi var, tamam Benginin gelecehi için, peki ongunu niye dövüyordu, öyle babanın ben amk. Gerçekten zaten Bengi evet ilerleeyen bölümlerde biraz güçleniyor ve savaşmaya başluyor ancak surkli siktir git diyor pek anlamıyorum. Bazen çok yanliş kararlar alıyor. Çocukça davranıyor pek anlamıyorum. Zaten sevdihim kız kaekter Natasha, yani Bengi gibi dehil daha güçlü. Neyse kitap güzel ama Bengi gıcık
Duzah 1Hazel Noya · Ephesus Yayınları · 2025450 okunma
Geç kalınmış okumaaa
10/10
·153 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
"Eğer bir gün hayatınızın sonuna geldiğinizde, karşınıza bir cin çıksa ve size, şu ana kadar yaşadığın hayatı tek bir saniyesini bile değiştirmeden sonsuza kadar tekrar tekrar yaşayacağınızı söylese ne hissederdiniz?" Cevabınız ne olurdu? Yaşanmış bir hayatı aynı evrende, aynı şartlarda sadece yine sen doğarak yaşayacaksın. Cevabı kişisel diye düşünüyorum. Hayatı zor şartlar altında yetişmiş birine sorarsanız muhtemelen kabul etmeyecektir. Kendi ile barışıp, yaşadıklarının yaşam çizgisinde varoluşunu, pişmanlıklarını onaylayan birine sorarsanız kabul edecektir. Her yük kendine özgü bir döngüde sırtımızda. Bana sorarsanız ben yeniden aynı hatalar ve pişmanlıklarla var olmayı isterdim. Çünkü onlar bana ait duyguların ve deneyimlerin bütünü olarak bir ben misali bedenimde. Sadece şunu yapabilirim ve tavsiyesinde bulunabilirim ki; bir şeyi yapmadan önce iki kez düşünmeli insan. Seçeceği yolu, kuracağı bağı, sevdiğini söylemeyi… iç dökülüp ruh temizlenmesi yaşandığına göre şimdi gelelim kitabımıza… Öncelikle baştan söyleyeyim; tam bir felsefe kitabı. Hikaye eleştirilmiş psikolojik kitapları çok sevdiğimi daha önce söylemiştim zaten. Tekrar etmiş olayım. Hoş okumayanlar bilemeyecek benim bunu tekrar ettiğimi. 79 yaşında felsefe profesörü Murat geçirdiği kalp krizinin ardından kendisine hastane odasında bulur. Bedeni uyur fakat zihni hala çalışmaktadır nietzsche’nin cini olarak beliren gizemli bir ses ona şu soruyu sorar: “Bengi dönüş’ün” o ağır yük yükünü tüm pişmanlıklarınla acıların ve sevinçlerinle kabul eder misin? (felsefesini araştırın derim yazarsam çok uzun olacak) çocukluğunda terk edilmiş olan Murat, yaraları, büyük aşkı ihaneti ve affedemediği anıları. Burada geçmişe yolculuk başlar. İrdeler düşünür hesaplaşır. Devamını anlatmayacağım. Gönülden tavsiyemdir.
İnsan ve Duygular
Nietzsche’nin CiniBülent Yüney · Mythos Kitap · 20254 okunma