Çok güzel bir romanla geldim. Bi bakınız bence.
Türkiye taşrası define, siprtüel hikayeler ve natıl inançlarla dolu, yazarlarımız çoğu zaman bu argümanları hikayelere konu ediyor, kimisi çok iyi yapıyor bunu, kimisi uçuk bir fantastik hikayeden öteye geçemiyor. Ama Osman Özarslan, muhteşem bir hikaye yaratmış, kurgusu, anlatımı adeta inci taneleri gibi dizilmiş. 2026 için şahane bir başlangıç oldu.
Hikaye bizi Ege taşrasına götürüyor, roman bir ailenin bir kaç kuşak öncesine giderek temelde bir define hikayesi ile başlıyor, roman açıldıkça gelecek kuşakların yaşantılarına göz atıyoruz ama karakterler hem biraz absürt, hem de dibine kadar gerçek, her biri atalarının gölgesi altında, çoğunlukla onların kaderini yaşayan, yani yazarın tabiri ile 'atalarının hafriyatı altında ezilmiş' bir şekilde var olmaya çalışan karakterler. Onların başka dünyaları, başka gerçeklikleri, başka bir dilleri var. Yazar bunu çok çok iyi yansıtmış, özellikle kimi zaman kullandığı yöresel dil ve söylemler okurken yazıya lirik ve alegorik bir hava katmış. Kesinlikle iyi araştırılıp kaleme alınmış bir eser olduğu o kadar belli ki, zaten yazar romanı yazmaya 2008 yılında başlamış ve kendisi Boğaziçi Tarih mezunu, epey uzun bir süreç bu. Türk edebiyatında böyle romanlar keşfettikçe aşırı mutlu oluyorum, herkesin okumasını canı gönülden istiyorum. Çok çok sevdim.
..
..
"Aman ha açıkta su bırakmayın, Azrail'in bıçağı şimdi kanlıdır, bıçağını bizim evde yıkarsa arkası bizden ulanır, sökülür gideriz."
..