Ailenizi kaybettiğinizde, size bağırdıkları günlerin bile hasretini çekersiniz. Kavgaların, kırgınlıkların hiçbir önemi kalmaz. Hiç geçmeyen bir yas ile ebeveynlerimi özlerken arkadaşlarımın günlük hayatında yaşadığı sıradan sıkıntıları ne zaman dinlesem benimle dalga geçiliyormuş gibi hissederim. Eskiden ben de asla böyle düşünmezdim o yüzden kimseyi suçlamıyorum. Bunları başıma geldikten sonra fark etmem üzücü ama hayat her zaman böyle değil midir? Yanımızda yürüme engelli biri yoksa engelliler için ayrılmış park alanlarının duyarsız insanlar tarafından kapatıldığının, yolların aslında onlar için hiç elverişli olmadığının farkına varamazsınız. Karnınız tok olduğunda, sizin için kötü ya da ucuz olan bir yemeğin bir başkası için ne kadar değerli olduğunun bilincine varamazsınız. Kışın soğukta ince bir ceketle kalmadıkça dolabınızdaki o hiç giymediğiniz kıyafetlerinizin bir başkasına ne kadar faydalı olabileceği aklınıza gelmez belki. Çünkü yaşayan en bencil varlıklarız.
Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.