O, müziğe diğer arkadaşları gibi, bulacakları kocanın seviyesini bir derece yüksek tutmakta yardımcı olsun diye heves etmemişti. Ona, evlendikten sonra bir kenara atılacak bir
genç kızlık elbisesi gözüyle bakmıyor, bütün ömrü müddetince, bu ömrün manası olarak yanında götüreceği yakın bir arkadaş diye
sarılıyordu.
İçimizde, bizim "ahlak" tarafımızda hiçbir şekilde münasebete geçmeyerek hadiseleri muhakeme eden, neticeler çıkaran ve tedbirler alan bir "hesabi" tarafımız vardı ve lafta değilse bile fiilde daima o galip çıkıyor onun dediği oluyordu.
Her aşık oluş, (Oscar Wilde'a kulak verecek olursak) umudun kendini bilmişliğe karşı zaferidir. Kendimizde gördüklerimizi, onda görmeyi umarak aşık oluruz -yani korkaklıklarımızı, zayıflıklarımızı, tembelliğimizi, sahtekarlıklarımızı, verdiğimiz ödülleri ve aşırı aptallıklarımızı. Sanırız ki sevdiğimiz kişinin çevresine aşk kordonunu sarınca, içindeki tüm hatalardan arınacak ve tabii sevilesi olacak. Kendimizde bulamadığımız mükemmelliği buluruz ötekinde ve aşk yoluyla onunla birleşerek, (öyle olmayacağını bile bile) insanoğluna olan şüpheli inancımızı korumaya çalışırız.