“eğer sen yine istanbul’san
yanılmıyorsam
koltuğumun altında eski bir kitap diye götürmek istediğim
sicilyalı balıkçılara marsilyalı dok işçilerine
satır satır okumak istediğim
sen..”
“Artık uyuşukluğu yenmek gerek. Çünkü, kuş tüyünde oturmak ya da ipekli yorgan altında yatmakla şöhrete ulaşılmaz; ve hayatını şöhret kazanmadan bitiren kimse, havadaki dumandan ve sudaki köpükten farksızdır. Haydi, kalk ve ruhun, yorgunluğunu yensin. Ruh, maddenin ağırlığı altında çökmezse, her mücadeleden zaferle çıkar. Daha uzun bir merdiveni tırmanmamız gerekli. Buradan çıkmakla iş bitmez. Sözlerimi anlıyorsan, onlardan yararlan.
O zaman, bedenimde hissettiğimden daha fazla çaba göstererek ayağa kalktım ve:
‘Yürü öyleyse’ dedim, ‘gücüm de var, cesaretim de.’
“Fakat şunu bilmenizi isterim. Vicdanım rahat olduğu sürece, yazgım ne olursa olsun, kabulümdür. Böylesi sözlerinize yabancı değilim. Varsın felek çarkını ve rençber çapasını dilediğince çevirsin, sallasın.”
“Şu gördüğün adam, hayattayken gururlu bir insandı; hatırasını değerli kılacak hiçbir şeyi yok. Bu yüzden görüntüsü cehennemde öfkeli görünüyor.
Dünyada, kendilerini çok büyük sayan nice insanlar vardır ki, bu çamurların arasında, domuzlar gibi yuvarlanacaklar ve arkalarında dayanılmaz nefret dışında bir şey bırakmayacaklar.”