Acımasız Ağa'nın Cesur karısı adlı kurguma beklerim
Güneş, Urfa’nın kızıl topraklarının üzerine veda ederken, Devindar Konağı’nın taş duvarları buz gibi bir sessizliğe bürünmüştü. Bu sessizlik, bir fırtınanın habercisiydi. Amed Devindar, gözlerini ufka dikmişti. Bakışları, adının hakkını verircesine "acımasız" ve tavizsizdi. Onun için evlilik, aşkın değil; toprağın, törenin ve dökülmemesi gereken kanın bedeliydi. Berdel, iki hayatı birbirine düğümlerken, aslında iki ruhu da esir alıyordu. Amed, bu düğümü en sert yerinden atmaya kararlıydı. "Gelecek olan kadın," diye geçirdi içinden, "Bu taş duvarlar arasında, sadece bir gölge olarak yaşayacak. Sözümün üstüne söz söylemeyecek, varlığıyla yokluğu bir olacak." Ancak konağın kapısından içeri giren o genç kadın, Amed’in zihnindeki "sessiz gelin" portresine hiç benzemiyordu. Bu, sadece bir evliliğin değil; iki çelik iradenin çarpışmasının başlangıcıydı. Amed Devindar, Urfa’nın ağası olabilirdi ama karşısındaki kadın, o ağanın hükmünü kendi cesaretiyle sarsmaya niyetliydi.
1000Kitap
Köyün matemi İşte geldim mezerine Ağlıyorum üzerine Emmilerim düğün kurmuş Adananın pazarına İnce Hacı Sarızlı bir gençtir 1910 lu yıllarda geçimini sürek alır sürek satarak kazanır yani rızkını büyükbaş hayvan sürüsünden elde eder bir gün Ceyhanda zühre adlı bir kız görür zühre gökte bir yıldız ismidir zühre kızda gönle ateş düşürür yanıyorum yanıyorum gökte bulut dönüyorum diyen ince Hacı dünyalar güzeli Anadolunun bu güzel kızına gönül kaptırır kız genç aşığa şu işliği görüyon mu bedenime dar geliyor benim için ördürdüler diyerek yiğit aşığa ter kokulu gömleğini hediye eder artık ince ağaya sevdiğinin kokusunu koklamadan sabah olmaz ve kızın babasına çoban olur yayla zamanı kıza usulca sokulunca kız ona düşman gelir katar katar gayrı canımdan usandım obalar vuruyor sözü diyerek seviyorsan babamdan iste diyince adam cevap verir ben senin çobanınım diyerek üzerinden çoban elbisesini çıkarır üstünde kızın nakış nakış ördüğü içlik vardır fakat her köy aşığı gibi onlarada kavuşma nasip olmaz birbirlerine kaçarlar fakat kızın babası damadına pusu kurdurur ve geride içli bir ağıt yankılanır Ceyhan ovasında zühre kız sevdiğine şunları söyler işte geldim mezerine Ağlıyorum üzerine emmilerim düğün kurmuş Adananın pazarına ve bir yaz günü kör olası berdel yıkılası töre genç gelini sevdiğinin abisine gelin ederler Gelin ise canına kıydığında o gelinlik geline kefen düğün ise köye matem olur
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kitap Yazmak
Buradaki pek çok arkadaşımın yolu Wattpad'e düşmüştür. Wattpad'e yetişemeyeler ise Kitappad, Inkspired vb. platformlarda bulunmuştur belki. Hepsinde ortak gördüğüm bir sorun vardı. İnsanlar emek vererek mükemmel kurgular üretiyordu. Hatta birçok kullanıcının kitabından özgünlük ve kalite akıyordu. Gün sonuna baktığımızda ise kazanan, en çok okunan kitaplar; kadınların aşağılandığı berdel, aile yapısının bozulduğu üvey abim, LGBT kurguları ve türevleri oluyordu. İnsanlar bu tabloyu gördüklerinde yazmaktan soğuyor ama "belki bir umut" diyerek yazmaya devam ediyordu. Bugün size erkek kardeşim ve can gardaşım ile beraber kurduğumuz bir siteden bahsedeceğim. KİTAPLAB (kitaplab.com) Burası kitap laboratuvarı lakin kitaplarınız deney değil eserdir. Özgün kurguların, emek kokan eserlerin ön planda olduğu, yukarıda bahsettiğim kitaplara ve yazarlara ise izin verilmeyecek bir platform. Adminlerinin bizzat okur ve yazar olduğu, sürekli olarak sitenin başında durduğu bu platform şikayetlere ve destek taleplerine aynı gün dönüş sağlıyor. Pano mesajları ile beraber kitabınızı bizzat tanıtabilir, yarışmalar sayesinde rekabetin ve eğlencenin tadına bakabilirsiniz. Türkiye'nin en eğlenceli yerli kitap okuma ve yazma platformu olan kitaplab.com yeni kurulan bir platform olduğu için üye sayısı az lakin sayımız arttıkça okunmalarımız da artacak. Siz de bu ailenin bir parçası olmak ister misiniz? Yükselecek olan bu yapının ilk tuğlalarını siz döşemek ister misiniz? kitaplab.com
Nokta
İnanılmaz keyif aldığım bir tiyatro önerisiyle geldim. Umuyorum kendi şehrinize geliyor mu diye bir göz atarsınız. Kitap bağlamında girip çıktığım bu uygulamaya tiyatroyu taşımak neden daha önce aklıma gelmedi bilmiyorum. Bu akşam benim için çok kıymetli bir sanatçı olan Özge Arslan'nın Nokta isimli tiyatrosunu izledim. Ana karakterimiz Nokta, çok bilgili ve kadınların kolektif acısını içinde taşıyan dirençli, Karadenizli bir kadın. Bize birbirinden farklı dönem, koşullar ve coğrafyalarda yaşamış kadınların deneyimlerini aktararak sistem eleştirisi sunuyor. Bedeni parçalanmış Saarje, kızının berdel evliliği yapmasına göz yumarak kendisiyle aynı acıyı yaşatan Sipi, tiyatrodan ve hayatından zorla koparılan Afife Jale, kocası bir hayvanı suistimal ettiği için cinayet suçu işleyen Ulya... Bu oyunda mağdur olanla mağdur edilenin birbirine karıştığı düzen sorgulanıyor. Bir yandan da Nokta o kadar hicivli birisi ki, bizler seyirci olarak kah ağladık kah güldük. Nokta Ana hikayeden hikayeye geçerken bizi de duygudan duyguya taşıdı anlayacağınız. Sahnenin dekoru, Özge Arslan'ın senkretik sesi, ışık ve kostüm kullanımı şahaneydi. Kendisi bu oyunun yönetmeni, yazarı, oyuncusu, müzik tasarımcısı ve bestecisi kısacası her şeyi. 10 parmağında 20 marifet olan çok yetenekli bir kadın olduğu için her şeyini öveceğim evet:)) Konuyu son olarak kendisinden dinleyelim isterseniz: "Bu oyun sistemli kötülüğün sahnedeki tezahürü ve bu tezahür Nokta’nın hicivi ile düşündüren bir komediye dönüşüyor. İnsanlığın üzerine sıfatlanmış korkunç bir kötülük var bunu hepimiz biliyoruz. Bu bilgi bana hep ağır gelmiştir ve yazmaya, söylemeye itmiştir. O sebeple de, hayvanlara, doğaya, kendinden güçsüz olduğunu düşündüğü her varlığa şiddet şovu yapan herkes için bir ağıt yakma töreni bu oyun. Konuyu
Dilhun
Çok güzel bir kitap okuyorum yeri geldi ağladım güldüm yeri geldi kendimi sorguladım, güzel kitap yazan yazarlara çok teşekkür ederim. Kitap Mardini anlattığı için berdel olayı üzerine durulmuş bir kitaptı.
Dede İbrahimin duası Çocuksuzluk her çağda her toplumda önemli bir yaraydı Dede Korkuttan bu yana evlatsızlık öykülere masallara konu olmuştur Sarızlı Mehmet Mortaş satlıcan hastalığından ölünce hiç bir evlâdı yoktu Ahmet Özdemir O gün Ankaraya gün vurmuştu tüp bebek merkezinde güzel bir gülümseme vardı doktor Aykan Bey Murat Beye müjde veriyordu Murat Bey ile Behiye hanım daha önce toprağa verdiği çocuklarının ismini Muhammed koymuşlar fakat bir türlü nasip olmamıştı Dede İbrahim usta her sabah Kur'ân-ı Kerîm' okur Hz İbrahimin duası ile Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla. diyip güzel bir torun dilerdi Tüp bebek bir çok bebeksiz anneyi çocuk neneyi torun sahibi yapsada binlerce hasta vardı müjdeye kavuşamayan en büyük çare Allahın vermediğinide nimet bilip şükretmektir diyen Murat Bey oğlunu eline aldı ismini Kerim koydu cömert şerefli ismine lâyık olsun dedi ve köydeki babası Mehmet Efeyi düşündü 1970 li yıllarda tüp bebek tedavisi henüz gelişmemişti köy insanı çocuksuzluk derdine derman olsun diye 8 kadınla birden evlenirdi Efendi babasıda nice köylere sahip olsada altına siyah potinler çekmiş olsada ölümcel zatüre hastalığına yakalandığında baş ucunda hiç bir çocuğu yoktu Murat Bey İbrahim usta tarafında büyütüldü yetiştirildi bugün dede olmak ibrahim ustanın hakkıydı torununun başını öperek şu duayı okudu 'Rabbim! Beni de neslimden gelenleri de namazı devamlı kılanlardan eyle. Bu duamı da kabul eyle Rabbimiz!" (İbrahim, 40) Dönüşümüz Allahadır Düşman olanlar gelmesin Kapıya kilit vurmasın Ağlama anam Ağlama Yiğit olanlar ölmesin Sarız Kayserinin eski ilçelerindendir bölge el sanatlarından kilimcilik ile ünlüdür ilçede yaşayan Döne Kadın vede Efendi Mortaş gayet varlıklı ve zengin olsalarda en büyük dertleri çocuksuzluktur onların ağıtları
Edebiyat