Yine de dinlediği intihar hikayelerinin hiçbirini ölümüne kadar aklından çıkaramadı. Hikayelerdeki yoksulluk, çaresizlik, anlayışsızlık değildi Ka’yı bu kadar sarsan. Kızlarını sürekli döverek ezen, sokağa çıkmasına bile izin vermeyen ana babaların anlayışsızlığı, kıskanç kocaların baskısı ve parasızlık da değildi. Ka’yı asıl korkutan ve şaşırtan şey intiharların sıradan günlük hayatın içine, habersiz, törensiz, birdenbire girivermesiydi.
Sarayın parıltılı gözbebekleri ülkeyi terk etmişlerdi; zaten kalsalardı muhtemelen halkın kurşun sağanağının hedefi olurlardı. Bu gözbebeklerinin görme yetisi hiçbir zaman iyi olmamıştı zaten; içlerinde Lucifer’ın kibrinden, Sardanapalus’un şatafatından ve bir köstebeğinden körlüğünden parçacıklar barındırıyorlardı fakat şimdi bunların hepsi geride kalmıştı. En seçkin çekirdek kadrosundan, dibine kadar entrika, yozlaşma ve riyakârlığa batmış en dıştaki halkasına kadar tüm saray yok olup gitmişti.