Ölmüş hayatımın,bütün boş hayallerimin,içimdeki göklerin mavisinde,ruhumda akan nehirlerin gözle görülür fısıltısında,görmeden gördüğüm buğday tarlalarının huzursuz,engin sakinliğinde asla bana ait olmaksızın benim olmuş şeylerin ağırlığı üzerime çökmüş sanki.
Hep korkarım hakkımda konuşulmasından. Neye elimi attımsa kuruttum.Herhangi bir şey olmayı düşlemeye bile cüret edemedim;hele de bir şey olmayı dileyebileceğimi düşünmek – işte bu düşte bile olmaz,çünkü düşlerimde bile yaşamaktan âciz olduğumu gördüm ben,gönül gözü açık,katıksız bir hayalciyken bile.