İnsan ruhu karanlık,vıcık vıcık bir uçurum, dünya yüzünde kesinlikle kullanılmayan bir kuyudur.Gerçekten tanısa kimse kendini sevemezdi;ve kendini beğenmişlik denen şey –manevi hayatın kanı canıdır bu– olmasa,hepimiz ruh anemisinden ölür giderdik.Hiç kimse bir ötekini bilmez ve ne mutlu ki öyle;yoksa – ister annemiz,ister karımız ya da çocuğumuz olsun, yanımızdakileri metazik düşmanlarımız olarak görürdük.
Buraya oturalım.Gökyüzü buradan daha iyi görülüyor.Yıldızlı derinliğin sonsuzluğu ne kadar da avutucu.Göğü seyrederken hayat daha az yakar canımızı;hayatın iyice kızdırdığı yüzümüzden,narin bir yelpazeyi hatırlatan haf bir rüzgâr geçer.
Kendimi bulursam kaybediyorum, inanırsam şüphe ediyorum,eğer zaten elde etmişsem sahip olmuyorum.Gezinir gibi uyuyorum, ama uyanığım.Uyurmuş gibi uyanıyorum ve kendime ait değilim.Hayat nihayetinde upuzun bir uykusuzluktur, düşündüğümüz ve yaptığımız her şey,onu bölen,ayıltıcı sıçramalardır.