Burası özgürlükler ülkesi.
Yaa... Hele biraz kullanmaya kalk bakalım o özgürlüğü. Cebindeki parayla ne kadar özgürlük satın alabiliyorsan o kadar özgürlük tanıyor herif sana.
“Bilmem” dedi Tom. “ Vaaz aslında bir ses tonu. Olaylara bir bakış açısı. Vaaz demek, millet seni gebertmek isterken senin onlara iyi davranman demek. Kodeste geçen Noel’de misyonerler bize iyilik etmeye geldiler. Üç saat süren bando konseri verdiler bir kere. Oturup dinledik. Bize iyi davranıyorlardı. Ama içimizden biri kalkıp o salondan çıkmak istese, hücre cezası hazırdı. İşte vaaz bu. Gücü kalmamış birine, karşılığında kıçına bir tekme atamayacak birine, zorla iyilik etmek...”
Uykuda geçirdiğim saatlerle, anılarla, üçüncü sayfa haberini okumakla, ışıkla gölgenin birbirini izlemesiyle zaman akıp gitti. Hapiste, insanın zaman kavramını kaybettiğini okumuştum. Ama bunun benim için pek de anlamı yoktu. Günlerin nasıl hem uzun hem bu kadar kısa olabildiğini anlamamıştım. Yaşaması uzundu elbette, fakat o kadar genişlemişlerdi ki sonunda iç içe geçiyorlardı. Adlarını yitiriyorlardı. Benim için içi boşalmadan anlamını koruyan yalnız dün ve yarın sözcükleriydi.