“Peki, neden roman yazıyorsun?" diye sordu.
"Belki iyileşirim." diye cevap verdi Sühan.
"Peki, sahiden bu roman biticince iyileşeceğine inanıyor musun?" diye ekledi Hayal.
“Hayır, ama en azından kendimle yaşamayı öğrenebileceğim galiba." dedi Sühan. "Kendim," derken büyük bir felaketten söz ediyor gibiydi.
“En güzel şarkılar sözlerini hiç hatırlamadıklarınızdır. Müzik başladığında dünyanız değişmiyorsa ve bittiğinde sizi hayata paramparça uğurlamıyorsa o müzik iyi bir müzik değildir.”
“Sesi içine düştü, ucuza alınmış bir bardak gibi kırılıp dağıldı. Dışarıdan bir şey işitilmedi. Kendi sesinin peşinden gitti. Tamamlanmamış, gittikçe sesi kısılan bir cümleye ayağı takılıp düştü. Sesler karıştı. İnsanın içine düşen sesleri duyabilecek kadar hassas kulaklar çağı değildi. Kimse duymadı.”
“Sühan onu ilk gördüğünde yalnızca gülüşlerini beğenmişti. Uzunca bir süre böylesi güzel gülen birine rastlamanın sevincini yaşamıştı. ‘Şu hasta dünyayı iyileştirecek kadar güzel gülüyor.’ demişti bir arkadaşına. Ama bunu Hayal'e hiçbir zaman söylemedi. Sıradan bir iltifat olarak kabul eder diye korkmuştu. Aslında güzel güldüğünün, Hayal'in kendisi de farkındaydı ama bunun (Sadece gülüşünün değil, bizzat varlığının) Sühan'daki karşılığının ne olduğunu bir türlü kestiremiyordu. Sühan'ın derin ve karanlık bir kuyuyu andıran bakışlarıyla ne zaman karşılaşsa, onun üzerine ne zaman düşünse kafası karışıyor, bu karışıklıkla daha fazla düşünüyor ve fark etmeden ona daha çok bağlanıyordu.”