İnanmak çılgınlığını gösterdiğimiz o yeminler, o antlar işte böyle sonuçlanıyor. Biz nice duyguluysak, bizi aldatanlar o kadar rahat oluyorlar… Düzenbazlar! Onların bizi bırakırken dayandıkları nedenler, bizim onları elimizde tutarkenki nedenlerden ne kadar da yavan oluyor.
Eleme, kedere, hatta sevince bir sınır tayin etmek...Bunu yalnız şehirlerde olur bilirdim. Meğer insan, köylerde, dağ başlarında ve mağara kovuklarında da samimi olmak, içinden geldiği gibi, içinden geldiği kadar gülüp ağlamak hürriyetine sahip değilmiş. Toplumun görenekleri, kuralları, insanların yarı çıplak yaşadıkları bu köstebek yuvalarında da aynı şiddetle hüküm sürüyormuş.