Yerimden fırlayarak boynuna sarılmak ve onu ağlaya
ağlaya öpmek için müthiş bir arzu duydum. Hayatımda
hiç bu kadar mesut olduğumu, içimin bu kadar
genişlediğini hatırlamıyordum. Bir insanın diğer bir
insanı, hemen hemen hiçbir şey yapmadan, bu kadar
mesut etmesi nasıl mümkün oluyordu? Ahbapça bir
selam ve temiz bir gülüş... Ve ben bu anda başka hiçbir
şey istemiyordum.
İnsan tahammül edemeyeceği zannettiği şeylere pek
çabuk alışıyor ve katlanıyor. Ben de yaşayacağım...
Ama nasıl yaşayacağım!.. Bundan sonraki hayatım
nasıl dayanılmaz bir işkence olacak!.. Ama ben
dayanacağım... Șimdiye kadar olduğu gibi..
Niçin bunu anlamaktan bu kadar kaçıyor ve insan
dedikleri mahlûku anlaşılması ve hakkında hüküm
verilmesi en kolay şeylerden biri zannediyoruz? Niçin
ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz
söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan
hakkında son kararımızı verip gönül rahatıyla öteye
geçiveriyoruz?
Ben ev halkına niçin bu yalanı söylediğini değil, bana
niçin hakikati söylediğini merak ediyor, fakat bundan
biraz da gurur duyuyordum: Bir insana başkalarından
daha yakın olmanın gururunu.