Süt ve Bal benim için bir şiir kitabından çok bir yüzleşmeydi. bazı satırları okurken durmak zorunda kaldım çünkü altını çizmek değil, içime gömmek istedim. rupi kaur aşkı sadece romantik bir duygu olarak değil, bazen bağımlılık bazen kırılganlık bazen de güç olarak ele alıyor. kitabın ilk bölümleri acı ve travma üzerineyken son bölümlerde iyileşme ve kendini yeniden kurma var. sanki biri sana önce yarayı gösteriyor sonra pansuman yapmayı öğretiyor.
ama o pansuman sahte bir umut değil, iyileşme. burada çiçekli, pastel bir süreç değil; daha çok kabuğu kanaya kanaya tutturmak gibi. bazı şiirler o kadar kısa ki bitince boşlukta kalıyorsun, ama o boşluk aslında tam da anlatmak istediği şey. suskunluk, yarım kalmış cümleler, söylenememiş itiraflar…
ve belki de kitabın en güçlü tarafı tam olarak burada başlıyor. çünkü rupi kaur cevap vermiyor, çözüm dağıtmıyor, sadece o yarım kalmış duygunun içinde kalmana izin veriyor.
şiirler ilerledikçe fark ettim ki mesele sadece birine duyulan aşk ya da bir ayrılık değil; insanın kendi değerini ne zaman unuttuğu ve ne zaman geri kazandığı. kitabı kapattığımda büyük bir aydınlanma yaşamadım ama içimde tuhaf bir netlik vardı. bazı şeylerin adını koyabilmek bile iyileşmenin ilk adımıymış gibi.
ve bazen insanın kendini seçmesi, bütün hikayeyi değiştiriyor.