Bazı gece yarıları uyanır, beni, kendisini seyrederken bulurdu. Yüzümü okşar, burnumu oynatır ya da göğsüme sokulur, yine uyurdu. İçim büyür, içimde dolunay olur, önünden ince bir bulut geçer, bedenim manzaraya dar gelir, burun direğim sızlardı. Usulca kalkar pencerede bir sigara içerdim.
Ne olmuştu da “Seninle dünyanın her yerine gelirim” diyen Müzeyyen, durduğu yerden çekip gitmelere başlamıştı. Nerelere gidiyordu? Gelirken getirdiği bakışlar ne dalgaydı? Hangisi Müzeyyen’di? Ya da Müzeyyen kimdi? İlk tanıdığım kimdi, şimdiki kim?
KALAN
Bir sey kaldı gecelerden birinde
Senden.
Öncesinde bilinmemiş bir şey,
Silinmez bir ses gibi giden...
Kelimelerden büyük, kelimelerin içinde,
Bir sey kaldı senden
Yaşamalar’ın arasında kaçamaklı.
Veriliş rengi başka, alınış rengi başka...
Söylemeye vakit kalmadan
Dudakların altına bırakılmış bir şey.
Karanlıkların tam ortasında bir kırmızı nokta...
Gözlerce pırıl pırıl, ellerce saklı.
Bir sey kaldı, bir denizin kıyısında senden, Bakışlarla yüklü, söylemelerle sessiz...
Seninle dolu, seninle sensiz bir şey..
Arandıkça bulunmamış yıllar yıl,
Bulundukça aramaklı.